Menü Bayrampasa Gercek Gazetecilik
DR. KADİR ÇETİN

DR. KADİR ÇETİN

Tarih: 10.10.2026 09:30

OKULLARDA ELİMİZ YÜREĞİMİZDE

Facebook Twitter Linked-in

Bir anne-baba, çocuğunu sabah okula gönderirken artık yalnızca “Derslerine iyi çalış” demiyor. İçinden bir dua da geçiriyor: “Allah’ım, çocuğumu akşam sağ salim bana kavuştur…”

Asıl üzerinde düşünmemiz gereken nokta budur. Çünkü anne-babalar çocuklarını eğitim alsın diye gönderdikleri okuldan sağ salim dönüp dönmeyecekleri konusunda endişe duyuyorsa, ortada yalnızca bir güvenlik sorunu değil, ciddi bir eğitim ve toplumsal sorun vardır.

Çocuklarımız Okulda Güvende mi?

Manisa-Turgutlu’da yaşanan okul saldırısından sonra İstanbul Küçükçekmece’de yaşanan okul saldırısında da bir çocuğumuz daha hayatını kaybetti, yedi öğrencimiz de yaralandı. Ailelerin yüreğine korku düştü.

Yine üzüntülerimizi dile getirecek, sorumluların cezalandırılmasını isteyecek ve birkaç gün bu acıyı konuşacağız. Sonra gündem değişecek. Ta ki başka bir okulda (Allah korusun) başka bir saldırı olana kadar…

Peki, ne zaman gerçekten ders çıkarıp önlem alacağız?

Bu sorunun cevabını vermek zorundayız. Çünkü çocuklarımızın güvenliği, olaydan olaya hatırlanacak bir mesele değildir.

Daha önce de konuyu değişik boyutlarıyla bu köşede yazdık. Özellikle okulların açıldığı hafta “YENİ EĞİTİM YILI AÇILIRKEN: ÇOCUKLARIMIZ OKULDA GÜVENDE Mİ?” başlıklı yazımızda konuyu işlemiş ve alınması gereken önlemlere ilişkin görüşlerimizi belirtmiştik. 

 

Okulun Hal ve Gidişi Düşündürücü

Bizim kuşağımızın karnelerinde “Hal ve Gidiş” diye bir kriter vardı. Bugün de okul yönetimlerinin kendi okullarının hal ve gidişini sorgulaması gerekiyor.

Bir sorunun görülmemesi, var olmadığı anlamına gelmez. Belki de okulun “Hal ve Gidişi” iyi değildir; ancak tehlike henüz fark edilmemiştir.

Görülmeyen Tehlike Daha Büyüktür

Bir çocuk okulda tehdit ediliyor, dışlanıyor veya zorbalığa uğruyor olabilir. Ancak korktuğu, utandığı ya da kendisine inanılmayacağını düşündüğü için sessiz kalabilir. “Şikâyetçi çocuk” damgası yemekten de çekinebilir.

İşte eğitim sisteminin önemli görevlerinden biri, çocuk konuşmadan önce onun sıkıntısını fark edebilmektir.

Bunları görmezden gelip sonradan “Biz bilmiyorduk” demek, sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Çocuklarımızı korumak için yalnızca olaylara müdahale etmek değil, tehlikeyi önceden fark etmek zorundayız.

Okul Çocuğun Gözünde Hapishaneye Dönüşmemeli

Çocukları okula bağlı tutmanın yolu yalnızca zorunlu eğitimden geçmez. Okul, çocuklara gelecek vadeden, kendilerini keşfetmelerine fırsat veren bir yaşam alanı olmalıdır.

Çocuk okulda;

Çocuk, kendini değerli hissettiği, yeteneklerini geliştirebildiği ve kabul gördüğü bir ortamda bulunmalıdır.

Çocuğun okula gitmek istemediği durumlarda yalnızca onu suçlamak kolaycılıktır. Okullarımızın çocuklar için ne kadar güvenli ve cazip olduğunu da sorgulamalıyız.

Korkutan değil koruyan; dışlayan değil kucaklayan bir okul kültürü oluşturmalıyız. İyilik, empati, dayanışma ve saygı, okul yaşamının temel değerleri hâline gelmelidir.

Akran zorbalığı ve şiddetle mücadele yalnızca güvenlik tedbirleriyle değil, sevgi, saygı, sorumluluk ve adalet kültürünü birlikte inşa etmekle mümkündür.

Bu amaçla; 

  1. Nezaketi ödüllendiren bir okul iklimi oluşturulmalı; zorbalığa karşı açık ve tutarlı bir tutum benimsenmelidir. Zira iyiliğin takdir edildiği yerde zorbalık itibar kazanamaz.

  2. Şiddeti özendiren içeriklerin etkileri ele alınmalı; silahı, tehdidi ve intikamı güç göstergesi gibi sunan yayınlar konusunda ailelerin, medyanın ve toplumun sorumluluğu artırılmalıdır.

  3. Aileler desteklenmeli; çocuk yetiştirme ve şiddeti önleme konusunda rehberlik sağlanmalı, okul-aile iş birliği güçlendirilmelidir.

  4. Öğrencilere söz hakkı verilmeli; sorunlarını korkmadan paylaşabilecekleri, okul yaşamına katılabilecekleri öğrenci meclisleri, ortak sorumluluk projeleri desteklenmeli ve demokratik ortamlar oluşturulmalıdır.

  5. Akran zorbalığına karşı sıfır tolerans uygulanmalı; hiçbir zorbalık küçümsenmemeli ve görmezden gelinmemelidir.

  6. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmeli; hem zorbalığa uğrayan hem de zorbalık yapan öğrencilere uygun destek sunulmalıdır.

  7. Önleyici çalışmalar artırılmalı; okullarda düzenli risk değerlendirmeleri yapılarak tehlikeler olay olmadan belirlenmelidir.

  8. Şiddete tanık olan öğrenciler bilinçlendirilmeli; arkadaşlarını korumak ve güvenilir yetişkinlerden yardım istemek teşvik edilmelidir.

  9. Dijital zorbalıkla mücadele edilmeli; öğrencilere dijital etik, mahremiyet ve sorumlu teknoloji kullanımı öğretilmelidir.

  10. Okul, aile ve toplum arasında dayanışma kurulmalı; öğretmenler ve yöneticiler desteklenmeli, sorumluluklar açıkça belirlenmelidir.

Bütün bu adımların temelinde ise her çocuğun onurunu ve güvenliğini koruyan ortak bir değerler anlayışı bulunmalıdır. Çocuklarımıza güçlü olanın zayıfı ezdiği değil, insanın kendini kontrol ettiği, korkutmanın değil, saygı kazanmanın, adil olmanın değerli olduğu öğretilmelidir. 

Sonuç ve Değerlendirme 

Çocuklarımızı korkuyla değil, değerlerle büyütmeliyiz…

Okullarımızı yalnızca bilgi aktarılan kurumlar değil; insan olmanın, birlikte yaşamanın ve birbirine saygı duyma kültürünün öğrenildiği güvenli yaşam alanları hâline getirmeliyiz.

Televizyon ekranlarında mafya dizilerine, şiddeti ve silah kullanmayı özendiren “Kurtlar Vadisi” gibi filmlere yer verilmemelidir. Zira; 

kalıcı bir çözüm üretemeyiz. 

Çocuklarımız okula korkuyla değil umutla gitmeli; hiçbir öğrenci kendisini yalnız, savunmasız veya değersiz hissetmemelidir.

Unutmayalım: Güvenli okul bir ayrıcalık değil, her çocuğun hakkıdır. Zorbalığı önlemek bir tercih değil, hepimizin sorumluluğudur.

Çünkü akran zorbalığıyla mücadele, yalnızca zorbalık yapan çocuğu cezalandırmak değildir. Asıl mesele; zorbalığı besleyen kültürü değiştirmek, zarar gören çocuğu korumak ve her çocuğa şiddetten uzak, güvenli bir yaşamın mümkün olduğunu göstermektir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —