Menü Bayrampaşa Gündem Gerçek Gazetecilik, Doğrudan yana taraf gazete
MEHMET CEYLAN

MEHMET CEYLAN

Tarih: 08.08.2026 06:57

MİLLETVEKİLLERİNE AÇIK ÇAĞRI: YA BU VEBALDE YANACAKSINIZ YA DUA ALACAKSINIZ

Facebook Twitter Linked-in

Meclise gelmiş olan “Çerçeve Yasa” teklifinin hiçbir sakıncasının olmadığını anlatmaya çalışıyorlar. Evet, görünürde yasa metni, öncesinde anlatıldığı gibi bir şey içermiyor. Özellikle terörist başı Öcalan ile ilgili ya da yöneticilerle ilgili doğrudan bir madde görünmüyor. Örgütün daha çok sempatizan kesimini kapsayan bir yasa görüntüsü var. Suça bulaşmayan, asker, polis ve vatandaş öldürmeyen yani cinayet işlemeyen üyeler —tabii bunu gerçekten ayırmak mümkün mü, ayrı bir soru— ve 15 yılı geçmeyen ceza almış olanlar gibi yasa içinde görünen kısımlar var. Baktığımız zaman öyle büyük gürültü koparılacak bir şey değil gibi duruyor.

Ancak vatandaşın ve olaylara hassasiyeti olanların aklında iki önemli soru var:

  1. Bu yasa, basit suçlar kısmını öne sürerek bir yol açar ve gelecek yasalarda daha ağır suçluları ile örgüt yöneticilerini kapsar mı?
  2. Bu yasaların devamı, ülkenin bölünmesine ve devletsizleştirilmesine yol açar mı, BOP projesine entegre olur mu?

Evet, asıl sorun burada; kişiye veya örgüte özel yasa yapılması bu garabeti içinde saklıyor.

Çerçeve Yasa Eşit Vatandaşlık İlkesine Aykırıdır

Çerçeve yasa, bu haliyle akıllarda oluşan soru işaretlerinin ötesinde temel bir gerçeği ortaya koyuyor: Eşit vatandaşlık ilkesine açıkça aykırı bir durum arz ediyor.

Bugün baktığımız zaman PKK dışında onca örgüt var ve bu örgütlerin üyeleri de bu ülkenin vatandaşı. O örgüt üyeleri de şu an tutuklu ya da cezası kesilmiş halde hapis yatıyor. Bunların da çoğunluğu asker, polis şehit etmiş, vatandaşın canına kıymış eli silahlı caniler değil. Hatta bu devletin memuru, polisi, öğretmeni olanlar var.

Özellikle FETÖ terör örgütü üyelerinin neredeyse hepsi vazifesi başındayken alındı, ceza verildi ve görevlerinden uzaklaştırıldı. Hatta FETÖ terör örgütü denilen yapı, bir dönem yasal çerçevede bir STK, yasal çerçevede bir ticaret ve hizmet hareketiydi. Devleti yönetenler bu örgütün ticari yapılarına referans oluyorlar, vatandaşlar o yapılara girebilmek için siyasetten veya başka alanlardan torpil arıyorlardı. Böyle bir yapıdan terör örgütü doğdu ve etkilenmiş, inanmış insanlar görev başında toplanıp cezalandırıldı, görevlerinden atıldı.

Hizbullah gibi yapılar ise vatandaşların dini hassasiyetlerini istismar etti; insanlar bu hassasiyetlerinden dolayı örgüte üye veya sempatizan oldu.

PKK ise ne Kürt vatandaşların kültür ve inanç değerleriyle ne de milletimizin değerleriyle bağdaşan bir yapıdır. Marksist düşüncenin silahlı eylemiyle kurulmuş uluslararası bir taşerondur. Bugün geldiği noktada da Kürt vatandaşların temsilcisiymiş gibi gösteriliyor. Daha bu yasa çıkma aşamasında bile, PKK uzantısı partinin milletvekilleri gazi mecliste, İstanbul Valiliğinin okullarda namaz kılma alanlarının oluşturulması kararına karşı çıkıyor. Böyle bir inanç yoksunu ve Türk milletinin, Kürt halkının inanç ve kültür değerlerinden uzak bir yapıya af getiriliyor. Üstelik bu yasaya da "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" deniyor.

Madem böyle bir yasa yapma gereği duyuldu, aynı çerçevede genel bir infaz yasası yapılsaydı; diğer örgütler ve sade vatandaşlar da yararlansaydı. Toplum rahatlasaydı, cezaevleri ferahlasaydı. Bu yasa sadece PKK terör örgütünü kapsadığı sürece "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" olamaz. Bu yasa, bir bölünme ve kutuplaştırma yasasıdır; hep şüpheyle bakılmıştır ve bakılacaktır.

Milletvekilleri Büyük Bir Vebal Altındadır

Evet, bu yasa mecliste kabul edileceğe benziyor. Ancak denildiği gibi "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" falan değildir. Düpedüz birtakım güçlerin dayatmasıyla yapılan, gelecekte bölünmenin önünü açacak olan, eli silahlı katilleri koruyan bir yasadır. Eğer bu yasa çıkar ve eli silahlı katiller ortalıkta dolaşırsa; inandığı ve etkilendiği için örgütte yer alan, eline silah değil bıçak bile almamış ve devlet görevindeyken hapsedilen insanların, lohusa kadınların, cezaevinde büyümek zorunda kalan bebeklerin vebalinden kimse kurtulamaz.

Tüm milletvekillerine 2003 yılındaki 1 Mart tezkeresini hatırlatırız. Bedel ödemek pahasına —ki ödediler, 2007 seçimlerinde hepsi kapı dışarı edildi— elini vicdanına koyan aklı selim milletvekillerinin yaptığını yapmaya davet ediyoruz.

Ya bu vebalin ateşiyle yanacaksınız ya da bedel ödeseniz bile dua alacaksınız; karar sizin.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —