Varlığın Nesneleşmesi, Aklın Putlaştırılması ve Hakikatten Kopuşun Ontolojik Temelleri
1. Giriş ve Epistemolojik Eşik: Kadim Kozmolojiden Mekanik Yarılmaya
İnsanlık tarihi, temelde varlıkla kurulan irtibatın, bilginin kaynağına dair kabullerin ve insanın kâinattaki konumuna biçilen değerin tarihidir. Kadim Doğu ve özellikle İslam medeniyetinin kurucu idrakinde kâinat; tesadüflerin savurduğu mekanik bir yığın veya kör kuvvetlerin çarpıştığı sahipsiz bir madde sahası değildir. Bilakis varlık, Cenab-ı Hakk’ın esmâ ve sıfâtının her an tecelli ettiği, zerrelerinden kürrelerine kadar nizam ve intizamla örülmüş canlı, şuurlu ve ayetlerle dolu muazzam bir kitaptır (kitab-ı kebîr-i kâinat). Bu idrakte insan, tabiatın mutlak tiranı veya hoyrat bir sömürücüsü değil; yaratılmışların en şereflisi (eşref-i mahlûkat) ve ilahi nizamın yeryüzündeki adil emanetçisidir (halife). Bilgi ise eşyanın hakikatine nüfuz ederek varlığın sahibine ulaştıran hikmetli bir vasıtadır.
Ne var ki 16. ve 17. yüzyıl Batı Avrupa’sında filizlenen Aydınlanma zihniyeti, bu metafiziksel ve organik varlık zincirini tam ortasından kırmıştır. Orta Çağ Hristiyan skolastiğinin tutarsızlıklarına ve kilise dogmatizmine bir tepki olarak doğan bu yeni düşünce iklimi; aradığı meşruiyeti aşkın hakikatlerde değil, insanın kendi nefsinde ve seküler aklında bulma iddiasıyla yola çıkmıştır. Bu radikal dönüşümün iki ana kurucu mimarı bulunmaktadır: Biri ontolojik yarılmayı felsefi bir sisteme kavuşturan René Descartes, diğeri ise bu yarılmayı tabiata tahakküm eden pratik bir zihniyete dönüştüren Francis Bacon.
Bu bölümde; Kartezyen şüphenin ve Cogito ilkesinin varlık idrakinde açtığı ontolojik gedikler, ruh ve maddenin birbirinden koparılması, kâinatın saat mekanizmasına indirgenişi, Baconcı tahakkümcü epistemoloji ve bunların modernizmin pozitivist dogmatizmine nasıl zemin hazırladığı analitik, felsefi ve medeniyet eksenli bir derinlikle tahlil edilmektedir.
2. Kartezyen Şüphe ve Cogito, Ergo Sum: Öznenin Sahte Tanrısallaşması
René Descartes’ın Metot Üzerine Konuşma (Discours de la méthode) ve İlk Felsefe Üzerine Düşünceler (Meditationes de Prima Philosophia) adlı eserlerinde kurguladığı felsefi metodoloji, modern bireyin varoluşsal serüveninin başlangıç noktasıdır. Descartes, sarsılmaz ve kesin bir bilgiye ulaşabilmek gayesiyle "metodik şüphe" adını verdiği radikal bir eleme sürecini başlatır. Duyu organlarının insanı yanıltabileceğini, dış dünyanın bir rüyadan ibaret olabileceğini, hatta her şeye kadir bir aldatıcının zihni yanıltıyor olabileceğini varsayar. Bütün kabulleri, geleneksel inançları ve ontolojik bağları şüphenin giyotininden geçirdikten sonra, şüphe etmekte olan zihnin varlığından şüphe edilemeyeceği sonucuna ulaşır:
"Cogito, ergo sum" (Düşünüyorum, öyleyse varım).
İlk bakışta saf mantıki bir kesinlik arayışı gibi takdim edilen bu önerme, gerçekte Batı metafiziğinin ve insan tasavvurunun geçirdiği en büyük sapmadır. Zira bu formülle birlikte:
1. Varlığın Temeli Düşünceye İndirgenmiştir: Kadim gelenekte varlık (vücûd), idrakten ve zihinden önce gelen, insan zihnini kuşatan objektif ve aşkın bir hakikattir. İnsan var olduğu için tefekkür eder ve varlığın yaratıcısını idrak eder. Descartes ise denklemi tersine çevirmiş; var olmayı insanın sübjektif düşünme edimine bağlamıştır. Düşünce varlığın aynası olmaktan çıkmış, varlığın meşruiyet kaynağı kılınmıştır.
2. Kozmosun Merkezine İnsan Egosu Yerleştirilmiştir: İnsanın kendi zihni, hakikatin yegâne ölçüsü ve doğrulama merci haline getirilmiştir. Vahiy, peygamberi tebliğ ve kadim hikmet mirasından bağımsızlaşan insan aklı, kendisini varlığın mutlak efendisi ilan etmiştir.
3. Ontolojik Güvenlik Kaybı Başlamıştır: Kendi zihnine kapanan ve dış dünyayı yalnızca şüpheyle temaşa eden Kartezyen özne, varlıkla arasındaki muhabbet ve ünsiyet bağını kaybetmiştir. İnsan, kendi yarattığı epistemolojik yalnızlığın zindanına kilitlenmiştir.
İsmet Özel’in Üç Mesele’de işaret ettiği gibi; Batı zihniyeti, insanın kendi fıtratıyla yaptığı sözleşmeyi bozarak, kibri bir medeniyet kurucu ilke seviyesine yükseltmiştir. Descartes’ın Cogito’su, varlığa boyun eğen ve secde eden mütevazı kulun ölümü; yerine kâinata kafa tutan, her şeyi kendi rasyonel terazisinde tartan tiranlaşmış modern bireyin doğumudur.