Yeni eğitim-öğretim yılı başlıyor. Milyonlarca öğrenci ve yüzbinlerce öğretmen yine okul yollarında...
Veliler çocuklarını okula hazırlıyor. Okul yöneticileri makamlarında, eğitim bürokrasisi görev başında... Her şey normalmiş gibi… Ama gerçekten öyle mi? Çocuklarımızı okula gönderirken içimiz rahat mı?
Geçtiğimiz yıl Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul baskınları ve kayıplar hâlâ hafızalarımızdayken, asıl soruyu sormanın zamanı gelmedi mi?
Çocuklarımız okullarda gerçekten güvende mi?
Bu sorunun cevabını en başta Millî Eğitim Bakanlığı, il ve ilçe millî eğitim müdürlükleri ile okul yönetimleri vermek zorunda.
Okul Açıldı, Peki Sorunlar Kapandı mı?
Eğitim sisteminin sorunları saymakla bitmiyor: Müfredat, öğretmen açığı, fiziki yetersizlikler, hijyen, ders kitapları, sınav sistemi, eğitimde kalite yönetimi vb…
Bunların hepsi önemli, ama bütün bunlardan daha temel bir soru var: Çocuklarımız okula girdiklerinde kendilerini güvende hissediyor mu?
Çünkü güvenli olmayan bir okulda ne iyi bir eğitimden ne de sağlıklı bir çocukluk döneminden söz edebiliriz.
Okulun Kapısından Girince Korku Başlıyorsa!
Eğitim sistemini yıllardır sınav sonuçları, başarı sıralamaları, akademik performans ve test puanları üzerinden değerlendirmeye alıştık.
Çocuğun kaç soru çözdüğünü soruyoruz. Hangi sınavdan kaç puan aldığını soruyoruz. Hangi liseye, hangi üniversiteye gireceğini konuşuyoruz. Ama belki de sormamız gereken en basit soruyu unutuyoruz:
“Çocuğum okulda kendisini güvende hissediyor mu?”
Çünkü okulda korkan, tehdit edilen, aşağılanan veya dışlanan bir çocuğun aldığı yüksek puan, akademik başarı ne kadar önemlli olabilir? Eğitim yalnızca başarı değildir. Önce güvenliktir, sonra eğitimdir.
Rakamlar MEB İçin Yeterince Açık Değil mi?
Bir araştırmaya(*) göre Türkiye’de öğrencilerin:
%18’i okullarını güvenli bulmuyor. (OECD ortalaması %8).
%13’ü sınıflarını güvenli bulmuyor. (OECD ortalaması %7).
Koridor, kantin ve lavabolar için güvensizlik oranı ise %20.
Bu rakamlar üzerinde ciddi biçimde düşünmek gerekmiyor mu?
Neden Türkiye’de öğrencilerin okullarını güvensiz bulma oranı OECD ortalamasının bu kadar üzerinde?
Hangi okullarda sorun daha büyük? Hangi yaş grupları daha fazla risk altında? Öğrenciler neden kendilerini güvende hissetmiyor?
Ve en önemlisi: MEB bu tabloyu değiştirmek için ne yapıyor?
“Akran Zorbalığı” Deyip Geçemeyiz
Bir çocuk sürekli aşağılanıyorsa, “Çocuklar arasında olur.”
Dışlanıyorsa, “Takılma, geçer.”
Tehdit ediliyorsa, “Aralarında anlaşsınlar.”
Şiddet görüyorsa, “Bir daha yapmayın.”
Sonra dosya kapanıyor. Oysa aslında kapanmıyor. Çünkü sürekli aşağılanmak, dışlanmak, tehdit edilmek veya şiddet görmek “çocukça davranış” değildir. Bu, ciddi bir eğitim ve güvenlik sorunudur.
MEB'e Birkaç Soru Daha
MEB'e soruyoruz:
Her okulda akran zorbalığı düzenli olarak tespit ediliyor mu?
Öğrenciler zorbalığa uğradığında nereye başvuracağını biliyor mu?
Şikâyet eden öğrencinin kimliği korunuyor mu?
Etkin bir soruşturma ve takip mekanizması var mı?
Zorbalık yapan öğrenciye yalnızca ceza mı veriliyor, yoksa rehberlik desteği de sağlanıyor mu?
Zorbalığa uğrayan çocuğun psikolojik ve sosyal desteğini kim takip ediyor?
Bunlar ertelenebilecek sorular değil.
Okul Yönetimleri de Kendine Sormalı
Sorumluluğu yalnızca Bakanlığa yüklemek kolaycılık olur. Okul yönetimleri de kendi okullarına bakmalı:
Öğrenciler en çok nerede kendilerini güvensiz hissediyor?
Koridorlar, kantinler ve lavabolar yeterince kontrol ediliyor mu?
Öğretmenler zorbalık konusunda yeterince bilinçli mi?
Rehberlik servisine öğrenciler gerçekten ulaşabiliyor mu?
Ve en kritik soru: Okulunuzdaki zorbalık vakalarının sayısını ve niteliğini gerçekten biliyor musunuz?
Bilmiyorsanız, sorun olmadığı anlamına gelmez. Belki siz sorunu göremiyorsunuzdur.
“Bize Söylemedi” Sorumluluktan Kurtarmaz
Okul yönetimlerinin, “Öğrenci bize söylemedi.”
Bu cümle sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Çocuk neden söylemedi? Korkmuş olabilir. Utanmış olabilir. Kendisine inanılmayacağını düşünmüş olabilir. Daha fazla zorbalığa uğramaktan çekinmiş olabilir. İspiyoncu olarak damgalanmaktan korkmuş olabilir…
Öyleyse mesele çocuğun şikâyet etmesini beklemek değildir. Mesele, çocuğun konuşabileceği güvenli bir sistem/iklim kurmaktır. Çocuk sustu diye sorun ortadan kalkmaz. Bazen en büyük sorun, çocuğun susmasıdır.
Güvenlik Kamerası Yetmez!
Kamera, güvenlik görevlisi, kontrollü giriş-çıkış elbette gereklidir. Ama okul güvenliği bundan ibaret değildir.
Kamera fiziksel şiddeti görebilir; dışlanmayı, korkuyu ve psikolojik baskıyı her zaman göremez. Gerçek okul güvenliği, çocuğun kendisini güvende hissetmesidir. Mesele tam da budur.
Rehberlik Servisleri Neden Var?
Okullarımızda rehberlik servisleri var.
Peki, yeterli mi?
Onlarca, hatta yüzlerce öğrenciyle ilgilenmek zorunda kalan rehber öğretmenler, çocuklara gerçekten zaman ayırabiliyor mu?
Zorbalık vakalarını tespit etmek, öğrenciyi dinlemek ve takip etmek için yeterli insan kaynağı var mı?
Rehberlik hizmetleri gerçekten işliyor mu, yoksa yalnızca kâğıt üzerinde mi var?
MEB'in bu sorulara da somut cevap vermesi gerekiyor.
Sonuç ve Değerlendirme
Yeni eğitim-öğretim yılı başlarken yine güzel sözler duyacağız:
“Çocuklarımız geleceğimizdir. Eğitim en önemli meselemizdir. Başarılı bir eğitim yılı diliyoruz vb.”
Bunları yıllardır duyuyoruz. Artık söz değil, sonuç istiyoruz. Okulların öğrenciler tarafından neden %18 oranında güvensiz bulunduğunu bilmek istiyoruz. Sınıflardaki %13'lük güvensizlik oranının nedenini bilmek istiyoruz. Koridor, kantin ve lavabolardaki %20'lik güvensizlik algısının nedenlerini bilmek istiyoruz.
Akran zorbalığının boyutunu, alınan önlemleri ve bu önlemlerin sonuçlarını bilmek istiyoruz. Çünkü MEB'in görevi yalnızca müfredat hazırlamak, kitap dağıtmak ve takvim açıklamak değildir. Okul yönetimlerinin görevi de yalnızca ders ve nöbet çizelgesi hazırlamak değildir. Onların çok daha temel bir görevi vardır:
Çocuğu okulda her yönüyle korumak.
Bedenini… Ruhunu… Onurunu… Eğitim hakkını… Ve en önemlisi, kendini güvende hissetme hakkını korumak.
Artık “Çocuklar arasında olur böyle şeyler” diyerek geçiştiremeyiz. Çünkü çocuklar arasında olan her şey masum değildir. Bazı yaralar okul bitince de bitmez. O nedenle yeni eğitim yılındaki asıl sınav, öğrencilerin kaç puan aldığı değildir.
Asıl sınav, çocuklarımızı okula gönderdiğimizde onları ne kadar güvenli bir ortama teslim ettiğimizdir.
MEB'e ve okul yönetimlerine açıkça soruyorum: Çocuklarımız okullarımızda gerçekten güvende mi? “Evet” diyorsanız, bu rakamları açıklayın. “Hayır” diyorsanız, artık bahaneyi değil, çözümü açıklayın. Çünkü çocuklarımızın kaybedecek bir eğitim yılı daha yok.
Onların kaybedecek bir çocukluğu da yok.
Ve son olarak, okulda çocuğun güvende olmasının iklimini oluşturmak bir eğitim yönetimi meselesidir. Bu bağlamda soruyoruz: MEB'de 1999-2018 yılları arasında uygulanan, eğitimin tüm paydaşlarının katılımını esas alan “Eğitimde Kalite Yönetimi” uygulamasının 2018 yılında kaldırılmasından bugün pişman mısınız?
Kaynak:
(*) Bianet, “İnsan hakları dostu okullar mümkün mü?”
https://bianet.org/haber/insan-haklari-dostu-okullar-mumkun-mu-311897














