Son günlerde özellikle iktidar kanadından erken veya vaktinde yapılacak seçimler sıkça dillendirilmeye başlandı. Seçimlerin bir ay erken yapılıp yapılmayacağı konuşuluyor, ancak asıl sorulması gereken soru çok daha derinde: Bu seçim nasıl olacak?
Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki seçimlerde tekrar aday olamaması gerekiyor. Bu Anayasa bizzat Recep Tayyip Erdoğan iktidarı döneminde yapıldı. Cumhurbaşkanlığının halk tarafından seçilmesi kanunu da, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi düzeni de yine Recep Tayyip Erdoğan iktidarının bir eseridir. Daha on yılını bile doldurmayan bu yasa, şimdiden delinmenin yolları aranarak tartışmaya açılıyor.
Evet, yasada boşluk olduğu veya bazı maddelerin yanlış kurgulandığı iddia edilerek değiştirilmesi savunulabilir; ancak karşı karşıya olduğumuz durum bundan çok farklıdır.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne göre Cumhurbaşkanının iki kez seçilebileceği, bakanların ise atamayla göreve geldiği için siyasetle meşgul olmayacağı söylenmişti. En azından parlamentodan seçildiğinde siyasi bir kimlik taşıyan bu makamlar için; "Belki bir bürokrat, belki bir asker, belki bir eğitimci; kısacası siyasette değil devletin görevinde olan liyakatli isimler atanacak ve siyasete karışmayacak" denilerek sistem pazarlanmıştı.
Ancak uygulamada, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin toplumun en çok içine sinmeyen yönü olan "Cumhurbaşkanının aynı zamanda bir parti genel başkanı olması" gerçeği, bugün ciddi sıkıntılar doğurmaya devam ediyor.
Erken Seçim Tartışmaları
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi öyle ya da böyle yürürken, normal şartlarda seçimlerin Mayıs 2028 tarihinde yapılması gerekmektedir. Buna rağmen muhalefet erken seçim çağrıları yapmaktadır. Muhalefetin daha dört yıl varken erken seçim talep etmesi, siyasi açıdan ciddi bedelleri beraberinde getirmişti. Örneğin, seçimlere daha dört yıl varken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun erken seçim istemesi ayrı bir garabettir. İmamoğlu’nun aşırı hırslı proje tavrı, çok sayıda insanın çile çekmesine sebep olmuştur – tabii ki bu durum ayrıca ele alınması gereken başka bir konudur.
Peki, asıl sorumuzun cevabı nedir? Bu seçim nasıl gerçekleşecek?
- Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Erdoğan'ın bir sonraki seçimde son kez aday olacağını ve seçimin TBMM kararıyla 16 Nisan 2028'de yapılabileceğini ifade etti.
Adana'daki AK Parti teşkilat toplantısında konuşan Adalet Bakanı Akın Gürlek ise, "2028 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızı tekrar seçmek için bir seçim düzenlenecek" diyerek şu ifadeleri kullandı:
"Bu konuda teşkilatlara, kıymetli teşkilat mensuplarımıza, dava arkadaşlarımıza, yol arkadaşlarımıza çok önemli sorumluluk düşüyor. Hep birlikte el ele, kol kola, kardeşlik hukukuyla, kardeşlik siyasetiyle sahada olarak, vatandaşlarımıza anlatarak inşallah Türkiye Yüzyılı'nı tekrardan Cumhurbaşkanımızın riyasetinde seçtirmemiz gerekiyor."
Bürokrasinin Siyasallaşması ve "Tarafsızlık" İlkesi
Bu tablonun ortaya koyduğu iki temel husus dikkat çekmektedir:
1. Hani bakanlar ve danışmanlar siyaset yapmayacak, sadece bürokratik görevlerini yürüteceklerdi? Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum bir devlet başkanı danışmanı; Akın Gürlek ise kısa süre önce Cumhuriyet Savcısı iken Adalet Bakanı oldu. Bu isimler açıklamalarıyla ön plana çıktıkları için dikkat çekmektedir; nitekim neredeyse tüm bakanlar, eski parlamenter sistemdekinden çok daha ağır bir biçimde aktif siyasetin içindedirler. Benzer şekilde, geçmişte devletin en kritik kademelerinde kaymakamlık ve valilik yapmış olan Mustafa Çiftçi de İçişleri Bakanı olarak görev yapmaktadır.
2. Asıl büyük sorun ikinci husustadır. Başdanışman Mehmet Uçum, Erdoğan'ın son kez aday olacağını, meclisin bu süreci çözeceğini ve 16 Nisan 2028'de bir ay erken seçim yapılacağını söylerken; Adalet Bakanı Akın Gürlek açıkça "Cumhurbaşkanımızı tekrar seçmek için bir seçim düzenlenecek" diyebilmektedir.
Bu ve benzeri açıklamalar, vatandaşın kafasında haklı olarak şu kritik soruları doğurmaktadır:
- Bu seçim, bakanların ve danışmanların sürece doğrudan müdahil olduğu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeniden seçilmesi için devlet imkânlarının ve makamların aba altından sopa gösterdiği bir ortamda mı yapılacaktır?
- Yoksa tamamen kendi normal ve adil seyri içinde yürüyecek demokratik bir seçim mi olacaktır?
Seçim tarihi belirlemede hiçbir siyasi yetkisi olmaması gereken danışmanlar ve bakanlar rol kaparsa, parlamentonun işlevine müdahale ederse; bu durum onların seçim kampanyalarının da tam göbeğinde yer alacağının açık bir kanıtı olur. Eski parlamenter sistemde dahi seçimler öncesinde tarafsızlık gereği üç kritik bakanlık (İçişleri, Adalet ve Ulaştırma) bağımsız isimlere devredilirdi. Bugün ise bırakın tarafsız dışarıdan atamayı, doğrudan görevde olan bir Adalet Bakanı, parti teşkilatlarına seslenerek "Cumhurbaşkanımızı tekrar seçmek için bir seçim düzenlenecek, dava arkadaşlarımızla birlikte sahada olacağız" diyebilmektedir.
Tam da bu noktada, muhalefetin ve halkın dile getirdiği seçim güvenliği ve adil seçim ilkeleri ağır bir darbe almakta; demokrasi ve adil rekabet vurgusu derin bir yara almaktadır. Devleti yönetmekle, adaleti sağlamakla görevli müsteşarların, danışmanların ve bakanların bu tür siyasi söylemlerden ve seçim organizasyonlarından kesinlikle uzak durması gerekir. Seçim çalışmalarını devlet görevlileri değil, siyasi parti yöneticileri ve mensupları yürütmelidir.
Vatandaşın Beklentisi: Seçim Değil, Çözüm
Ülkenin ve milyonlarca vatandaşın onca büyük sıkıntısı varken; danışmanlar ve bakanlar seçim hesaplarına değil, ülkenin acil çözüm bekleyen kronik sorunlarına odaklanmalıdır.
- Açlık sınırının altında yok olan milyonlar,
- Fakirlik sınırının altında ezilen dar gelirliler,
- Siftahsız kepenk kapatan esnaf,
- Pazar çantalarını dolduramadan binlerce lira harcayan ve eve istediklerini alamadan dönen ev hanımları,
- Gelirde, eğitimde ve sağlıkta adil bir ülke hayal eden her bir vatandaş;
bugün erken seçim kavgası değil, gerçek çözümler beklemektedir. Devlet akıl ve adaletle yönetilmeyi hak etmektedir.














