AKLIN VE EMEĞİN ÇÖKÜŞÜ ÜZERİNE
Gerçek aydınlanma, yalnızca formel bir eğitimin sunduğu unvanlarla değil, bireyin kendi kör noktalarıyla yüzleşme cesaretiyle başlar. Nitekim Socrates, hakiki bilgeliğin kişinin kendi cehaletini idrak etmesiyle mümkün olduğunu söyler. Unvanların arkasına saklanan ve neyi bilmediğini bilmeyen zihniyet, topluma ışık tutmak bir yana, cehaleti daha da derinleştirir. Toplumsal meselelerde hakikat, yığınların gürültülü onayında değil, bağımsız bir akıl süzgecinden geçen vicdani terazide tartılmalıdır.
Aynı akıl tutulması, bugün ekonomik ve sosyal düzenin aslına ihanet eden çarklarında da kendini gösterir. Üreticinin akıl almaz bir gayretle toprağı sulayıp yine de emeğinin karşılığını alamaması, kıtlık yasalarından değil, insan emeğini değersizleştiren çarpık mekanizmalardan kaynaklanır. Emeğin sömürüldüğü ve alın terinin haksız kazançlara kurban edildiği bir düzen, Victor Hugo'nun belirttiği gibi yoksulluğu kader olmaktan çıkarıp bir insanlık suçuna dönüştürür. Tıpkı bunun gibi, bolluk üreten ellerin açlıkla sınandığı bir coğrafyada, sorun toprağın verimsizliğinde değil, adaletsizliğin kurumsallaşmasındadır.
Hem cehaleti yücelten zihinsel kısırlık hem de alın terini hiçe sayan bu sistemik çürüme, modern dünyanın en büyük çıkmazıdır. Toplumsal bir uyanış; ancak zihni dogmalardan kurtaran eleştirel düşünceyle ve emeği baş tacı eden adil bir düzenin inşasıyla mümkündür.
Hoşçakalın dostça kalın sevgilerimle...














