"İbnü'l-Arabî ve Mevlânâ 'Âyân-ı Sâbite ve Nûr-ı Muhammedî' demişlerdir. İki gelenek de evrenin kör bir tesadüf değil, Tanrı'nın zihnindeki bir sevgi ve akıl tasarımı olduğu konusunda müttefiktir. Tek fark; Hristiyanlık bu tasarımı Tanrı'nın bizzat kendisi yapıp İsa'da cisimleştirirken, İslam tasavvufu onu Allah'ın ilk ve en muazzam yaratımı sayarak peygamberlik nuruyla taçlandırmıştır."
"Tanrı evreni yoktan (ex nihilo) yarattı" dedik. İyi ama, her şeyi bilen Tanrı, dünyayı yaratmadan önce ne yaratacağını bilmiyor muydu? Tabii ki biliyordu. İşte bu durum hem Maksimos'u hem de İbnü'l-Arabî ile Mevlânâ'yı aynı noktada buluşturur:
Âyân-ı Sâbite ve Mevlânâ'nın Bakışı
2. Nûr-ı Muhammedî (Hakîkat-ı Muhammediyye) Nedir?
Peki, Allah'ın zihninde milyonlarca varlığın planı (Âyân-ı Sâbite / Logoi) varsa, bu planların ilki, en mükemmeli ve hepsini içine alanı hangisidir? İşte tasavvuf buna Nûr-ı Muhammedî veya Hakîkat-ı Muhammediyye der.
Hristiyanlıkta Logos (Hz. İsa) ile Tasavvufta Nûr-ı Muhammedî Karşılaştırması
| Özellik | Hristiyanlıkta Logos (Hz. İsa) | Tasavvufunda Nûr-ı Muhammedî |
|---|---|---|
| Tanrı ile Bağı | Logos, Tanrı'nın bizzat kendisidir (Oğul'dur). Yaratılmamıştır, ezelden beri Tanrı ile birdir. | Nûr-ı Muhammedî, Allah'ın ilk yarattığı şeydir (Mahluktur). Allah'ın kendisi değil, O'nun eseridir. |
| Dünyaya İnişi | Bu sonsuz Logos, bizzat insan bedenine bürünmüş ve Hz. İsa olarak yeryüzünde yürümüştür. Yani Tanrı insan olmuştur. | Bu kutsal nur, peygamberden peygambere (Hz. Adem'den Hz. İbrahim'e) aktarılarak en son Hz. Muhammed (s.a.v.) bedeninde tam olarak ortaya çıkmıştır. |