Menü Bayrampasa Gercek Gazetecilik
Özcan KARTAL

Özcan KARTAL

Tarih: 02.11.2026 06:47

VARLIĞIN TEMELİ AŞKIN SIRRI

Facebook Twitter Linked-in

Kalemimi elime alıp "Aşksız Yaşanmaz" dizelerini kağıda döktüğümde, içimde çalkalanan fırtınanın sadece bireysel bir hüzün değil, evrensel bir hakikatin yankısı olduğunu biliyordum. Doğa bilimleri evreni entropi yasasıyla, yani sürekli bir düzensizliğe ve dağılmaya doğru gidişle açıklarken; ben kendi varoluşumda çok daha güçlü, yapılandırıcı ve birleştirici kurucu bir yasa hissettim: Aşk. Hayatın boranlarına ve tufanlarına karşı durabilen yegane güç sevdadır. Çünkü bilmeliyiz ki; bu dünyada aşksız yaşanmaz imiş.

Ontolojik düzlemde aşk, insanın bu fani alemdeki kimsesizliğine ve Martin Heidegger’in o sancılı "dünyaya fırlatılmışlık" haline karşı sunduğu en büyük varoluş kalesidir. Büyük filozof Spinoza, aşkı zihnin dışsal bir nedene bağlı olarak yaşadığı sevinç ve varoluş gücünün artması olarak tanımlar. İnsanın kendi varlık sınırlarını aşarak sonsuza yönelme çabası olan bu kudret, fiziki dünyanın geçiciliği karşısında ruhun mutlak ve sarsılmaz direnişidir. "Dünya bir yanadır sevda bir yana" derken kastettiğim tam da bu hakikattir; çünkü aşk, geçici olanı ebedileştiren tek ilahi kudrettir.

Tasavvufi gelenekte aşk, kâinatın yaratılış sırrı ve motorudur. Hazret-i Mevlana’nın buyurduğu gibi, aşk madenlerin en safı ve varlığın ta kendisidir; o olmadan kâinat donuk ve ölü bir madde yığınından ibarettir. Sevginin ve varoluşun o duru pınarını en derin şekilde hissettiren Koca Yunus ise bu hakikati asırlar ötesinden şöyle fısıldar:

Aşkın şarabından içen,
Kendini fani giden,
Yolunda candan geçen,
Gerekmez dünya malı.

Ten kafesine hapsolmuş ruhun kanatlanabilmesi, ancak bu ilahi ve beşeri solukla mümkündür. Şiirimde vurguladığım üzere, “Sevmeyen yürekler bedene yüktür”; aşksız bir beden, ruhunu kaybetmiş ağır bir maddeden, nefesi tıkalı bedene üflenemeyen can suyundan başka nedir ki?

İnsanı hakikate ulaştıran yol, duyu organlarının ötesine geçen bir kavrayıştan, yani gönül gözünden geçer. Gözle başlayan o ilk dışsal algı, Platon'un güzellik ve sevgi anlayışında olduğu gibi kalbin derinliklerinde metafizik bir uyanışa dönüşür. Erich Fromm’un belirttiği gibi sevgi, insanın dünyayla gerçek anlamda birleşmesini sağlayan, varlığın bütünlüğünü koruyan etken ve kudretli bir güçtür. Sevgiden yoksun kalan kalp, modern insanın yabancılaşma girdabında kendi zehrinde boğulur; çünkü insan ancak sevdiği ve sevildiği ölçüde insandır.

Anadolu’nun kadim yanışını ve kendi yüreğimin sesini birleştirdiğimiz bu yolda, Türk-İslam mitolojisinin en kadim arketipi olan Kerem ile Aslı hikayesi çıkar karşımıza. Kerem’in Aslı için kül olması, benliğin geçilip ilahi bir hakikate ulaşılmasının simgesidir. Yürekteki yas ve tufan, bu hakikating haykırışından başka bir şey değildir. Varoluşun çölünde sevgisiz kalmamak ve hayatı o kasvetli karanlıktan çekip çıkarmak için bilmeliyiz ki; bu dünyada aşktan büyük bir hakikat, sevgiden güçlü bir şifa asla yoktur.

Sizi bu düşüncelerin doğduğu şiirimle baş başa bırakıyorum:

AŞKSIZ YAŞANMAZ

Baharlar dönse de kışa ayaza,
Aşk bağının gülleri solmaz imiş.
Yaşamak ne kadar çetin olsa da,
Bu dünyada aşksız yaşanmaz imiş.

Borandır tufandır kıştır bu hayat,
Aşksız yaşar isen boştur bu hayat.
Sevip sevilirsen hoştur bu hayat,
Bu dünyada aşksız yaşanmaz imiş.

Sevmek çok yücedir aşk en büyüktür,
Sevmeyen yürekler bedene yüktür.
Aşk gözlerden gönle saplanan oktur,
Bu dünyada aşksız yaşanmaz imiş.

Gönülden gönüle bir köprü kuran,
Aşkın ateşidir ruhu kavuran.
Dünya malı yalan, sevda bir duran,
Bu dünyada aşksız yaşanmaz imiş.

Bülbül gül elinden çeker mi çile?
Aşkın badesini içer mi hele?
Düşer mi bu sevda dilden dillere?
Bu dünyada aşksız yaşanmaz imiş.

Özcan sevilmedi yüreği yaslı,
Sevdası Kerem'di sevmedi Aslı.
Tufan yaşar gönlü durmuyor uslu,
Aşkı haykırmaktır sözünün aslı,
Bu dünyada aşksız yaşanmaz imiş.

Hoşça kalın, dostça kalın. Sevgilerimle...


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —