Menü Bayrampaşa Gündem Gerçek Gazetecilik, Doğrudan yana taraf gazete
Özcan KARTAL

Özcan KARTAL

Tarih: 08.08.2026 05:35

TÜRKÇE İLE VAR OLMAK YA DA YOK OLMAK

Facebook Twitter Linked-in

​Bir milletin ruhu, haritalarla çizilen sınırların çok ötesinde, kelimelerin bereketiyle kurulur. Dil, yalnızca bir anlaşma aracı değil; bir milletin hafızası, bilinci ve yarınlara uzanan köprüsüdür. Büyük düşünür Farabi, dili milletin akıl ve idrak aynası olarak görür; Yahya Kemal Beyatlı ise o muazzam mısrasında bu gerçeği “Türkçe ağzımda annemin ak sütüdür” diyerek ebedilaştırır. Çünkü dil, annenin evladına fısıldadığı ilk ninniden mezar taşındaki kitabelere kadar bir milleti ayakta tutan en kudretli surdur.
​Dilin Muhafızı: Ortak Coğrafyanın ve Bekanın Teminatı

​Tarih sayfaları, dili yozlaşan veya unutlanan milletlerin, silahlardan önce kendi benliklerini yitirerek tarih sahnesinden çekildiğini acı tecrübelerle kaydetmiştir. Bu hakikati en derinden kavrayanlardan biri olan Mustafa Kemal Atatürk, “Milli idarenin, milli şuurun dayanak noktası dildir. Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir; çünkü Türk milletinin geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakını, ananelerini, hatıralarını, menfaatlerini, kısacası kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyorlar” sözleriyle dilin bir beka meselesi olduğunu asırlar ötesinden haykırmıştır.

​Türkçe’nin öğretilmesi, korunması ve geliştirilmesi işte bu yüzden hayati bir meseledir. Çünkü Türkçe sadece Türkler için değil; Türk Milleti’ni sevenler ve onunla birlikte yaşamak isteyen insanlar için de tüm Türk Dünyası, Türki devletler ve Müslüman topluluklar için vazgeçilmezdir. Baltık Denizi’nden Çin Denizi’ne binlerce kilometre uzunluğundaki büyük bir coğrafyada milletler bu dili konuşmakta ve anlamaktadır.

​Yüzyıllar önce Kaşgarlı Mahmud'un tüm İslam dünyası için Türkçe öğrenmenin nasıl hayati, insani ve İslami bir görev olduğunu vurgulayan sözleri bugün daha büyük bir anlam kazanmıştır. Ayrıca tam 13 yüzyıllık İslam medeniyetinin, kültürünün ve mübarek dinimizin derinlemesine anlaşılması için Türkiye’ye ve Türk diline duyulan ihtiyaç ortadadır. Böylesine köklü, devasa ortak ve birleştirici bir değeri zayıflatmak sadece Türklerin tarihine değil; İslam’a, akla ve İslam dünyasının menfaatlerine de açıkça aykırıdır. Bu bilinçle, Osmanlı Türkçesinin okullarımızda okutulmasını “kabir taşlarını okumak” diyerek küçümsemek ve karşı çıkmak büyük bir cehalettir. Kabir taşları tarih için fevkalade önemlidir; ancak büyük şahsiyetlerin, âlimlerin ve devlet adamlarının mezar taşlarının dahi parçalandığı bir ülkede tarih şuurundan bahsetmeye imkân yoktur. Nitekim Nasreddin Hoca gibi dünya kültürüne mal olmuş bir kahramanımızın nerede yaşadığını gösteren yalnızca silik bir kabir taşı olduğunu hatırlamak bu gerçeği görmek için yetmez mi?


​Matematiğin Keskinliği, Felsefenin Derinliği ve Sanatın Zarafeti
 

Türkçe, yüzyılların süzgecinden geçmiş yapısıyla ne sadece basit bir iletişim aracıdır ne de sadece bir edebiyat sahasıdır. O; evrensel felsefeyi kucaklayacak kavramsal derinliğe, en karmaşık bilimsel süreçleri ve mantıksal örüntüleri taşıyacak matematiksel bir kusursuzluğa ve estetiğin zirvesine ulaşan yüce bir sanat gücüne sahiptir.
 

Ünlü dilbilimci ve Türkolog Prof. Dr. Muharrem Ergin, Türkçenin bu kusursuz mimarisini şu çarpıcı sözlerle ifade eder: ​“Türkçe, dünya yüzünde insanlığın kullandığı en mükemmel dillerden biridir. Kökleriyle, ekleriyle, ses uyumlarıyla ve matematiksel yapısıyla adeta kusursuz bir mekanizma gibidir.”
 

Gerçekten de Türkçenin sondan eklemeli yapısı, köklere getirilen eklerle yeni anlamlar türetmedeki o kusursuz matematiği, adeta bir cebir denklemi gibi kusursuz bir mantık silsilesi izler. Kelimeler rastgele bir araya gelmez; her ek, bir düşüncenin, bir duygunun ve bir mantığın titizlikle işlenmiş mühendislik harikasıdır. Alman bilgin Wilhelm von Humboldt'un, “Bir dil, bir milletin dünya görüşüdür; dili öğrenmek o milletin gözüyle dünyaya bakmaktır” tespiti de bu felsefi zenginliği en güzel şekilde özetler.


​Dilimiz Sahipsizdir ve Saldırı Altındadır!

​Gelelim dil yaremize! Türkçe bugün o kadar sahipsiz haldedir ki akıl almaz ve ne yazık ki yaygın hatalar adeta dilimize karşı sıkılmış bir kurşun gibi manevi hayatımıza saldırmaktadır. Televizyon ve radyo programlarında resmen Türkçe katledilmektedir.
 

Moda programlarında “tarz veya stil sahibisin” denecek yerde, “tarzsın veya tarz değilsin” gibi garabetler türetilmektedir. Büyük şehşrletimiz çoğunda işyerleri tabelalarındaki yabancı kelime kirlğinden kurtulmalıyız. Bazı caddelerde nerdeyse hiç Türkçe işyeri adı ve tabelaları yok. Türk şehrinde miyiz yoksa Avrupa şehrinde miyiz belli değil. Uzak yakın pek çok ülkeden izlenen ve Türkiye’yi bir dikkat merkezi haline getiren bütün programlardaki spikerlerin, futbol yorumcularının ve moda eleştirmenlerinin güzel Türkçemize çok daha büyük bir özen göstermesi elzemdir.  Yetkilileri, ilgili kurumları, TRT'yi ve RTÜK'ü görevlerini yapmaya davet ediyoruz.


Yarınlara Bırakacağımız En Büyük Miras
 

Bugün düşmemiz gereken en büyük ödev, bu eşsiz mirası zedelemeden, yozlaştırmadan geleceğe taşımaktır. Çünkü kelimelerini kaybeden bir millet, düşüncesini; düşüncesini kaybeden ise geleceğini kaybeder.
 

Türkçeyi yaşatmak; bu topraklarda Türk milletini, onun tarihini ve ebedi varlığını yaşatmaktır. Dilin korunması, milletin korunması ve ebediyen yaşaması demektir. Sözü nihayete erdirirken bilinen o sarsıcı hükümle seslenelim: Dilini koruyamayan milletler, başka milletlerin esiri olmaya mahkûmdurlar.

​Öyleyse sesimize, sözümüze, Türkçemize sahip çıkalım; çünkü Türkçe varsa, Türkiye ve Türk milleti ebediyen var olacaktır.

Hoşçakalın dostça kalın Türkçede kalın. Sevgilerimle...


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —