Yüzyılların İhmalini 15 Yılda Kapatan Devrim
Türkiye’de toplumsal ve siyasi tartışmaların merkezinde sıkça Cumhuriyet’imizin kurucu kadrolarına ve yapılan inkılaplara yönelik haksız, sığ ve zamana aykırı eleştiriler yer almaktadır. Bu eleştirilerin başında, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki yapısal tıkanıklıkları, bilimsel ve teknolojik geri kalmışlığı yok sayarak, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki hamleleri Batı’nın yüzyıllara dayanan birikimiyle doğrudan kıyaslama yanılgısı gelir. “Biz şapka devrimi yaparken Almanlar otomobil üretiyordu” ezberiyle özetlenen bu sığ bakış açısı, tarihin akışını, ekonomik dönüşümün yasalarını ve bilginin birikimli doğasını bilerek ya da bilmeyerek göz ardı etmektedir.
Oysa tarihsel ve ilmî belgeler, Cumhuriyet’in bir kesinti değil, yüzyıllık bir karanlığın ardından yakılan bir aydınlanma ve kurtuluş meşalesi olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir.
1. Sanayi, Teknoloji ve Eğitim Birikimi:
Almanya’nın ve Batı’nın 200 Yıllık Kökleri
Almanya’nın bugünkü ekonomik, endüstriyel ve entelektüel gücünü, 1920’lerdeki birkaç yıllık siyasi tercihlere bağlamak tarihi okuyamamaktır. Ekonomi politik teorileri, gümrük birliği ile kurulan iç pazar bütünleşmesi ve 19. yüzyıl boyunca Alman devletlerinin eğitime, teknik okullara ve zorunlu ilköğretime yaptığı devasa yatırımlar, bugünkü Alman sanayisinin ve insan kaynağının temelini oluşturmuştur. Almanya 19. yüzyılın ortalarında nitelikli iş gücünü ve teknik altyapısını büyük ölçüde tamamlarken, Osmanlı İmparatorluğu medrese ve mektep ikilemiyle ve rüştiye ile idadi eksiklikleriyle boğuşmuştur.
Otomotivin Doğuşu: Karl Benz, içten yanmalı motorla çalışan ilk pratik otomobili 1885 yılında üretip patentini 1886’da almıştır. Gottlieb Daimler ve Wilhelm Maybach aynı dönemde motor teknolojilerini geliştirmiştir. Almanya, sanayi devriminin evrelerini (buhar gücünün üretime tatbiki, demir-çelik endüstrisinin devasa boyutlara ulaşması) 18. yüzyılın sonundan itibaren adım adım kat etmiştir.
Krupp Hanedanlığı ve Sanayi Altyapısı: Essen’deki Krupp fabrikaları, 19. yüzyılın başlarından itibaren çelik üretimi ve ağır top sanayisinde dünya devine dönüşmüştü. Ruhr İşgali sırasında hedef alınan bu devasa tesis, Alman milletinin nesiller boyu oluşturduğu metalurji ve mühendislik birikiminin ürünüydü.
Buna karşılık Osmanlı İmparatorluğu, 18. yüzyıldan itibaren Batı’daki Sanayi Devrimi’ni ıskalamıştır. Matbaanın ülkeye Avrupa’dan yaklaşık 250 yıl rötarlı gelmesi, entelektüel hayatın sığlaşmasına ve kitlelerin bilgiye erişiminin kısıtlanmasına yol açmıştır. 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin devraldığı miras; demir yolu ağı yabancıların elinde olan, çivi bile üretemeyen, halkının yüzde 90’ı kırsalda yaşayan ve okuma yazma oranı yüzde 10’un altında olan tarımsal bir enkazdı.
2. Osmanlı 1700 ve 1800'lerden İtibaren Ne Yapmalıydı?
Eğer Osmanlı İmparatorluğu 1700 ve 1850’li yıllar arasında, saltanatın çıkarlarını korumak yerine Batı’daki akılcı dönüşümü zamanında okuyabilseydi; tarihin akışı bambaşka yazılabilirdi. Ancak imparatorluk, yüzyıllar boyunca şu kritik hatalarla malul olmuştur:
Matbaaya ve Bilgiye Vurulan Prangalar: Matbaanın ilk icadından yüzyıllar sonra dinî ve idari kaygılarla ülkeye geç sokulması, kitlelerin kitapla, fenle ve evrensel bilgiyle buluşmasını engellemiştir. Avrupa’da matbaa sayesinde aydınlanma felsefesi sokaklara inerken, Osmanlı’da bilginin saray ve medrese duvarları arasında hapsedilmesi büyük bir zihinsel makas açmıştır.
Askerî Islahat Yanılgısı: 18. yüzyıldan itibaren yapılan ıslahatlar sadece orduyu modernize etmeye odaklanmış; toplumsal zihniyet, eğitim, hukuk ve sanayi üretimi ihmal edilmiştir. Top üreten mühendithaneler açılmış ancak o topları dökecek demir-çelik sanayi altyapısı veya o mühendisleri yetiştirecek ilköğretim seferberliği kurulmamıştır. Fabrika kurmak yerine yabancı borçlarla saraylar inşa edilmiştir.
Halkın Aydınlatılması Yerine Cehaletin Kuluçkaya Yatırılması: Padişahların ve saray erkanının özel sanatçıları getirtip operetler izlemesi, sarayın tecrit edilmiş dünyasını yansıtır. Oysa aynı dönemde Anadolu köylüsü sabandan başka bir şey tanımıyor, okuma yazma bilmiyor, sıtma ve trahomla boğuşuyordu. Halkın cehaleti, merkeziyetçi ve mutlakiyetçi iktidarların ömrünü uzatan bir nimet gibi görülmüş; halk aydınlatılmamıştır.
3. Düşünce, Bilim ve Kültür Tarihinde Makas Açılması
Bir ulusun refah seviyesi, fabrikalardan önce okullarda, felsefede ve sanat akımlarında şekillenir. Almanya; Immanuel Kant ile aydınlanma felsefesinin temellerini atarken, Friedrich Nietzsche ile modern düşünceyi sarsarken, Goethe ve Schiller ile edebiyatta zirve yaparken, Bach ve Beethoven ile evrensel müziğin formlarını inşa ederken; Osmanlı coğrafyasında medreseler fen bilimlerini müfredatından dışlamış ve toplumsal dogmatizm zihinsel gelişimi engellemiştir. Halkın musikiyle, evrensel sanatla ve tiyatroyla tanışması ancak Musiki Muallim Mektebi’nin kurulması, Halkevlerinin açılması ve Türk Tiyatrosu’nun Anadolu’ya yayılmasıyla Cumhuriyet döneminde mümkün olmuştur.
4. 15 Yılda Bir Mucizeyi Gerçekleştirmek: Atatürk ve Cumhuriyet’in Atılımları
Yüzyılların ihmalini ve ihmal edilmişliğini 15 yıla sığdıran Cumhuriyet kadroları, sıfırdan bir sanayi ve kültür hamlesi başlatmıştır:
Eğitim Seferberliği: Köy Enstitüleri ve Millet Mektepleri ile halkın özüne dönmesi, okuryazar olması ve akılcı düşünceyle tanışması sağlanmıştır.
Sanayileşme Hamleleri: Büyük Buhran’ın en ağır şartlarında bile Sümerbank, Etibank kurularak; Karabük Demir Çelik Fabrikaları’nın temelleri atılarak, Kayseri ve Ankara’da uçak fabrikaları hayata geçirilerek millî bir ekonomi örülmüştür.
Bilimsel ve Kültürel Kimlik: Ulusal kimliğin köklerine inilirken evrensel değerlerle buluşulmuş; tarih ve dil kurumları aracılığıyla bilimin ışığında bir toplumsal bellek inşa edilmiştir.
Sonuç
Osmanlı İmparatorluğu’nun 17. yüzyıldan itibaren ıskaladığı aydınlanma, sanayi ve eğitim devrimlerinin faturasını, yıkıntıların arasından bir millet fışkırttığı 15 yıllık Cumhuriyet mucizesine kesmek; tarihe ihanet, akla ve vicdana hakarettir. Almanya’nın 300-400 yıllık birikimini görmezden gelip, 1923’ün çorak topraklarında demir ağlar ören, fabrikalar kuran, harf devrimiyle millete okuma yazma kazandıran Atatürk ve silah arkadaşlarını hedef almak millete duyulan gizli bir kinin dışavurumudur.
Tarih, cehaleti konfor görenleri değil; küllerinden bir imparatorluk kurarak bu milleti akıl ve bilimle buluşturanları asla unutmayacaktır. Bugün bize düşen görev; dijital çağın hız ve sığlık girdabında hafızasını yitiren bir nesil değil; Umay Ana’dan Kayra Han’a köklerini bilen, Hititçe ve Sümerceyi söken, Konya’dan uzaya araç fırlatma vizyonuyla akıl ve bilimi rehber edinen tam bağımsız bir Türkiye'yi sonsuza kadar yaşatmaktır!
Hoşça kalın, dostça kalın. Sevgilerimle...
(Ruhr işgali: I. Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'nın savaş tazminatlarını ödeyememesi üzerine 11 Ocak 1923 - 25 Ağustos 1925 yılları arasında Fransa ve Belçika birlikleri tarafından gerçekleştirilen askerî işgaldir.)