Merhum Aykut Edibali, "Siyaset esasında bir ibadettir. Ya ibadet temizliğinde yapılır ya da yapılmaz," diyerek siyasetin özünü çok net özetlemiştir. İçinden geçtiğimiz dönem, bu sözün kıymetini ve hakikatini çok daha acı bir şekilde idrak etmemiz gereken bir zaman dilimidir.
Siyaset zenginleşmek için değil; tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak, ahlaklı ve adil bir yönetim ortaya koymak için yapılır. Yani Edibali’nin vurguladığı gibi, ibadet şuuruyla ele alınmalıdır. İbadet şuuru, her an ilahi bir mesuliyet duygusunun var olduğu bir bilinçtir. Dünya hayatının telaşı içinde ameli eksikliklerimiz veya hatalarımız olabilir; ancak kamuya ve millete hizmet eden her iş, bu hassasiyetle yürütülmelidir. Hele ki siyaset, normal işlerden katbekat daha fazla özen ve dikkat gerektiren bir alandır. Aslında siyaset, bir makamdan ziyade insanlığa hizmet etme kapısıdır.
DEVLETİN MALINI YEMEDEN SİYASET YAPMAK
Merhum Kemal Sunal’ın unutulmaz filmi “Koltuk Belası”, bugün hâlâ büyük bir dikkat ve zevkle izlenmektedir. Sadece bu film değil, sanatçının eserlerinin tamamı bugün bile ilgiyle takip edilmektedir; çünkü bu yapımlarda halkımız kendi gerçekliğini, sorunlarını ve ülkenin üzerinden geçtiği dönemeçleri bulur.
“Koltuk Belası” filminde belediye memuru Zühtü Kaya iyi bir teklif alır. DMDYP Partisi belediye başkanlığı teklifinde bulunur. Zühtü Kaya, rüşvete, yolsuzluğa, kanunsuzluğa dirençli bir memurdur. Sevilen karakter Zühtü Kaya şartlarını koşar ve aday olur, kazanır. Sonunda aklını oynattı sanırlar ama o koltuğu yakarak siyaset koltuğunun kokuşmuş olduğu mesajını verir. Çünkü DMDYP’nin “Devletin Malı Deniz Yemeyen Domuz Partisi” olduğunu öğrenir.
Bu filmde anlatılan tabloyu bizler ne yazık ki sadece sinemada değil, uzun yıllardır hayatın tam merkezinde izliyoruz. Her dönem kendine has senaryolar yazılmış, roller paylaşılmıştır. Ancak bu düzenin başrol oyuncuları hep siyasetin içinde olanlar ya da onların yakın çevresi olmuştur.
Ama bu dönem, uzun süre iktidarda kalınmanın verdiği güç ve kitleyle daha bariz görüyoruz. Krize dönüşüp patlayanları biliyoruz fakat krize dönüşmeden bu filmin içinde rol alanlar oldukça fazla. O kadar çok kişiyi sayabiliriz ki, bunların geneli mevcut iktidar partisinde gençlik kollarında, o "dindar gençlik yetişiyor" denilen kitleden çıktı. Aile geçmişinde zenginlik olmayan hatta iş hayatı bile olmayanların evlatları siyasetin buharlı kazanından bakraç bakraç doldurup kısa sürede desteleri duvar tuğlası gibi üst üste sıralayanların sayıları az değil. Yine büyük bir kitle siyasi yakınlık ve güçlerini kullanarak birli rakamları, onlu, yüzlü, binli derken, milyon ve milyarlara taşıdı.
LİSTE ÇOK UZUN YOK YOK
Son fon krizinde geçmiş dönem bakanlardan ve AK Parti yönetiminde yıllardır adı bilinen siyasetçi Fatma Betül Kaya ön plana çıktı ama daha neler var. Şimdi burada bir liste yapmış olsak sayfalarca dolar. Bu listeyi sadece fon krizinde adı geçenlerle değil, bir de başkaca işlerde, ihalelerde bakracını dolduranların listesini yaparsak o kadar çok uzar gider. Siyasetle ilgilensin ya da ilgilenmesin herkes kendi etrafındakini yazsa sanırım oldukça uzun bir liste olur.
Bir şekilde AK Parti bünyesinde gençlik kollarında, kadın kollarında, ilçe ve il yönetimlerinde, genel merkez yönetiminde yer almış kişiler ve yakınlarından onlarca, yüzlerce değil binlercesini saymak mümkün.
En acısı da samimiyetle dava bilinci içinde çalışan insanların olduğu yerde dava bilincini kazanç bilincine çeviren bu insanlar sadece devletin değil o dava bilinciyle çalışan insanların da hakkına giriyor. Kendi kirli ilişkileri yüzünden o samimi insanların da adı kirlenmiş oluyor.
Tabii ki herkes iş yapacak, kredi kullanacak, ihalelere girecek ama ne yapacaksa ahlakıyla yapacak. Siyasi güç ve yakınlıklarla hak etmediği kredileri kullanmayacak, ihalelere girip işi almayacak. “Devletin Malı Deniz Yemeyen Domuz” filminde oynamayacak. Devletini ve milletini hortumlamayacak.
YOKSULLUK AHLAKSIZLIĞIN ÖNÜNÜ AÇAR
Asıl mesele ülkede bir tarafta kısa sürede büyük rakamları bakraçlarına dolduranlar, diğer tarafta bakracı bile olmayanlar birlikte yaşıyor. Sanırım ciddi bir anket yapılsa ülkenin yüzde 20 civarı açlık sınırı içinde, yüzde 60 civarı fakirlik sınırı içinde yaşarken yüzde 10 civarı normal seviyede ama yüzde 10 gibi bir kesim ise makası o kadar çok açtı ki, arada açılan uçurum oldukça fazla. Durum böyle olunca yoksulluk toplumda infial hâle gelmeye başladı, her tür ahlaksızlığın önü açıldı. Kısa bir zaman öncesi ahlaksızlık olarak görülen, utanılan işler normal hâle gelmeye başladı.
Son günlerde yapılan operasyonlara baktığımız zaman önceki zamanlarda azınlık bir grubun işlediği suçlar toplumun genelini sarmaladı. Operasyonlarda gördüğümüz insanların yaş ortalaması da 40 yaş altı.
Bu tehlikeye dikkat edilmeli; öncelikle ben-sen ya da siz-biz denilmeden her ortamda, gelirde, eğitimde, sağlıkta, yargıda adalet tesis edilmeli, önce dindar değil ahlaklı bir neslin yetişmesi sağlanmalı. Ahlaklı bir nesil dininin de milletinin de değerini bilir.