Menü Bayrampaşa Gündem Gerçek Gazetecilik, Doğrudan yana taraf gazete
Dr. Recep ÖZTÜR

Dr. Recep ÖZTÜR

Tarih: 05.08.2026 08:00

PEYGAMBER KİMDİR?

Facebook Twitter Linked-in

PEYGAMBER KİMDİR?

Vicdan, bilimsel düzlemde beynimizin ön korteksinde (prefrontal korteks) bulunan ayna nöronlarımızla ilişkilendirilebilir. Memeli canlılarda beyin üç temel kısımdan oluşur: Yaklaşık 360 milyon yıl önce oluşan ve "sürüngen beyni" olarak adlandırılan beyin sapı; yaklaşık 60 milyon yıl önce gelişen ve hayvansal duyuların merkezi olan orta lob (limbik sistem). Bu iki yapı birlikte hareket ettiğinde, dürtüsel ve bencil bir davranış biçimini tetikleyebilir.

Buna karşın, yaklaşık 6 milyon yıl önce evrilen ve beynin hacimsel olarak %40’ını oluşturan ön korteks, insani değerlerin merkezidir. Oldukça yeni ve gelişmekte olan bu yapı, kullanımı irade ve çaba gerektirdiği için bazen "yorucu" gelebilir. Vicdanımızı temsil eden ayna nöronlar bu bölgede yer alır. İslam literatüründeki "resul" ve "peygamber" kavramları, bu üstün potansiyelin merkezini simgeler. Bu yetiyi kullanmaya cesaret edip, aklın ve vicdanın ışığında düzgün bir yaşam süren herkes peygamber olma potansiyelini içinde taşır. Günümüzde bu potansiyeli açığa çıkarmanın en büyük aracı felsefedir; aklın yasaları ile vicdandan süzülen her söz ise bir "vahiy" niteliğindedir.

Makam Sevgisi ve İnsani Tekamül

Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevi-i Şerif’te makam sevgisinin insanı manevi bir yıkıma, yani "cehenneme" götüren en büyük etken olduğunu vurgular. İslam tasavvuf tarihi, makam, mevki, güç ve rant hırsını minimize etme mücadelesidir. "Hırs" olarak tarif edilen bu tutku, insanı özündeki yücelikten koparıp ilkel primat seviyesine, yani sadece hayatta kalma güdüsüyle hareket eden bir noktaya geri götürür; bu da dünyamızı bir çatışma alanına çevirir. Yaratıcımız, evrim süreci boyunca limbik sistemin yarattığı bu yıkıcı eğilimlere karşı, frontal lobu geliştirerek bizi daha yüksek bir insanlık bilincine, yani İslam’ın özündeki teslimiyet ve ahlaka doğru evriltmektedir. Rabbin rububiyeti (terbiye ediciliği) sayesinde insanlık, ahlak üreten ön lobun baskın hale gelmesiyle gerçek erdeme ulaşacaktır.

Varlık Ötesi Olarak Yaratıcı

Tarihsel süreçte semitik dinler, mutlak ve gerçek Tanrı kavramını belirli kalıplarla örtmüş, bu önyargılar insanın hakikate ulaşmasını zorlaştırmıştır. Amacımız, tarihsel olarak donmuş olan "Allah" veya "Tanrı" tasavvurumuzu güncel algımıza taşımak, yani onu "güncellemek" olmalıdır. Bilim ve felsefe geliştikçe, Tanrı’nın ne olduğu veya ne olmadığına dair görüşlerimiz de genişleyecektir. Ancak kıyamete kadar insan zihni, Rabbini tam anlamıyla ihata edemeyecektir. O, somut veya soyut bir "varlık" olarak değil, "varlık ötesi ve üstü" olarak düşünülmelidir. İhata edilemeyen, tanımlanamayan ve kalıplara sığdırılamayan bir mutlak gerçeklikten bahsediyoruz.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —