Çerçeve Yasa Toplumu Kutuplaştırdı
İster çerçeve yasa, ister çözüm süreci yasası, isterse “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” diyelim; bu girişimlerin toplumsal barışa gerçekten katkı sunup sunmadığını düşündüğümüzde, faydadan ziyade toplumu kutuplaştırdığını görüyoruz.
Türkiye içinde yargıya yansımış ya da yansımamış onlarca örgüt bulunuyor. Bu yapılarına bağlı olarak suç işlemiş veya sempatizan olmuş pek çok kişi cezaevlerinde yer alıyor. Sadece PKK odaklı yürütülen çözüm süreçleri toplumda derin bir ayrışmayı beraberinde getirdi. Bu projeler "Kürt sorununun çözümü" olarak lanse edildiyse de, Türkiye’nin bir Kürt sorunu değil, uluslararası ayağı olan bir terör örgütü sorunu vardır. PKK hiçbir zaman Kürt vatandaşların hakları için mücadele etmemiştir. Üstelik bu tür yasalarla terör örgütü mensuplarının siyasallaşmasının önü açılırken, terörist başının yasa yapım sürecinde rol oynaması Gazi Meclis'in iradesine gölge düşürmektedir.
Şayet toplumsal rahatlama hedefleniyorsa, bu tür düzenlemeler sadece tek bir örgüt ekseninde değil; suçu daha az olanları, sempatizanları ve diğer örgütlerin mağdurlarını da kapsayacak genel bir adalet anlayışıyla ele alınmalıdır.
Kitlelere Bağlı Operasyonlar Kutuplaşmayı Derinleştiriyor
Cemaatler, belediyeler, sanatçılar, spor ve iş dünyası toplumun kitleleri temsil eden dinamikleridir. Bu kesimlere yönelik operasyonlar genellikle siyasi birer hamle olarak algılanmakta ve kutuplaşmayı tırmandırmaktadır. Demokrasi, adalet ve hürriyet kavramları zedelenirken, toplumun vicdanına kindarlık tohumları ekilmektedir.
Suç bireyseldir; suçu olan elbette cezasını çekmelidir. Ancak bu durumun örgütsel boyuta taşınarak kitleleri hedef alması, toplum genelinde korku ve tedirginlik yaratmaktadır.
İş dünyasına ve cemaatlere yapılan operasyonlar, teşebbüs özgürlüğünü zedelemektedir. Çünkü toplumun geniş kesimleri bir şekilde bu yapılarla ticari veya sosyal bağ kurmuştur.
Ülkede suç oranlarının artması ve cezaevlerinin kapasitesini aşması, mevcut sistemin suç üreten yapılarla mücadelesindeki eksikliği göstermektedir. Asıl öncelik suçluyu cezalandırmak değil, suçun işlenmesini önleyecek bir düzen kurmaktır.
Sonuç: Düşmanlaştırıcı Değil, Birleştirici Bir Adalet Anlayışı Şart
Belediyelere yönelik operasyonlar yalnızca muhalif kanadı hedef aldığı algısını güçlendirirken, iktidar kanadında masumiyet karinesi göz ardı edilerek haksız suçlamalara zemin hazırlamakta ve taraflar arasındaki kini artırmaktadır. Vakıf ve cemaatlere, yapılan operasyonlar kitleler arasında gerginlik getiriyor ve suç üretiliyor algısı ön plana çıkıyor. Örneğin Süleymancılara yönelik yurt dışı merkezli tartışmalar ya da yıllar sonra gündeme gelen şüpheli vekillerin ölümleri üzerinden yürütülen süreçler, devlet mekanizmalarındaki zafiyetleri sorgulatır niteliktedir.
Aynı şekilde, iş dünyasına operasyon düzenlenerek şirketlere el konulması, masum paydaşları ve tüm yatırımcıları tedirgin etmektedir. Kumar, fuhuş ve madde bağımlılığı gibi toplumu çürüten asıl virüslerle mücadele edilmesi gerekirken, bu tür kitle odaklı operasyonlar suçun kökünü kurutmamakta, aksine toplumu daha da ayrıştırmaktadır.
Ekonomik krizin derinleştiği bu dönemde, atılan her adım toplumu kutuplaştırmak yerine rahatlatan, gerginliği artırmak yerine sevgiyi ve adaleti tesis eden bir nitelik taşımalıdır.