Menü Bayrampasa Gercek Gazetecilik
Siyami BOYLU

Siyami BOYLU

Tarih: 04.10.2026 00:27

KÜLTÜR, SAHNE IŞIKLARINDAN İBARET DEĞİLDİR !

Facebook Twitter Linked-in

Kültür deyince sizin aklınıza gerçekten ne geliyor?
Kitap mı?
Kütüphane mi?
Yazar mı?
Şair mi?

Tiyatro mu?
Geleneksel sanatlarımız mı?
Bir şehrin hafızası, musikisi, edebiyatı, tarihi ve irfanı mı?

Yoksa birkaç saatlik sahne, yüksek ses, ışık, kalabalık ve ertesi sabah geriye hiçbir şey bırakmayan gösteriler mi?
Mesele eğlenceye karşı olmak değildir.
İnsan elbette eğlenecek. Gençler konser de dinleyecek, festival de görecek.
Fakat kültürü yalnız eğlenceye indirgerseniz, orada ciddi bir problem başlar.

Bir saatlik program için büyük bütçeler ayırmayı normal görüp, aynı kaynak söz konusu kitaba, yazara, kütüphaneye, çocuk yayınlarına, edebiyat dergilerine ve kalıcı sanat üretimine geldiğinde “bütçemiz yok” diyorsanız, kusura bakmayın:
Burada parasızlık değil, tercih meselesi vardır.
Bir gecelik gösterinin maliyetiyle kaç okulun kütüphanesi yenilenebilir?
Kaç çocuğun eline kitap ulaştırılabilir?
Kaç genç yazar desteklenebilir?
Kaç klasik eser yeniden basılabilir?
Kaç ilçede yıl boyu sürecek okuma programları kurulabilir?

Bunları sormayacak mıyız?
Sonra kürsüye çıkıp:
Gençlik okumuyor.
Çocuklarımız kitaptan uzaklaştı.
Telefon gençliği esir aldı. demek kolay.

Peki siz gençliği kitapla buluşturmak için ne yaptınız?
Bir çocuğun eline yılda kaç kitap ulaştırdınız?
Kaç mahalle kütüphanesini geceye kadar açık tuttunuz?

Kaç yaşayan yazarın, şairin, sanatçının kapısını çaldınız?
Kaç genç için edebiyat, tiyatro, musiki, resim ve düşünce atölyesi açtınız?
Gençliğin önüne ne koyarsanız, gençlik büyük ölçüde onunla büyür.

Önüne yalnız tüketim kültürü koyup sonra “Niçin tüketiyor?” diye sormak samimi değildir.
Gösteriyi teşvik edip tefekkürü ihmal edeceksiniz; sonra neslin düşünmemesinden yakınacaksınız.
Kitaba kaynak ayırmayacaksınız; sonra “Kitap okunmuyor” diyeceksiniz.
Kütüphaneyi ihmal edeceksiniz; sonra telefonu suçlayacaksınız.
Olmaz!
Lafla gemi yürümez.
Hele nesil hiç yetişmez.

Neslin ihyası sloganla olmaz.

İhya; kitapla, ilimle, sanatla, edebiyatla, ahlâkla ve emekle olur.
Bir nesil yalnız sahne ışıkları altında değil, kitabın ışığında kendisini bulur.

PEKİ NE YAPILMALI?

Eleştirmek kolay, çözüm göstermek zordur. O hâlde kamu kurumlarına açık ve somut öneriler sunalım.

Bir: Her belediye ve valilik, kültür bütçesinin belirli bir bölümünü doğrudan kitap, kütüphane, yayıncılık ve kalıcı sanat faaliyetlerine ayırmalıdır. Bu pay yıl başında ilan edilmeli ve yıl sonunda kamuoyuna raporlanmalıdır.

İki: Bir gecelik konser ve gösteri bütçelerinin karşısına “kalıcı kültür karşılığı” konulmalıdır. Büyük bir etkinlik yapılıyorsa, aynı dönem içinde okul kütüphanelerine kitap desteği, gençlik atölyeleri veya yerel yayın projeleri de zorunlu hâle getirilmelidir.

Üç: Her il ve ilçede gece saatlerine kadar açık, interneti, çalışma salonu ve güncel kitap stoğu bulunan nitelikli halk kütüphaneleri kurulmalıdır. Kütüphane yalnız kitap rafı değil, gençliğin güvenli çalışma ve üretim alanı olmalıdır.

Dört: Kamu kurumları yerel yazar, şair, tiyatrocu, müzisyen, hattat, ressam ve araştırmacılar için açık çağrılı fonlar oluşturmalıdır. Destekler eş dost ilişkisiyle değil, şeffaf jüri ve ilan edilmiş ölçütlerle verilmelidir.

Beş: Her şehir için yıllık “okuma ve kültür takvimi” hazırlanmalıdır. Okullarla, üniversitelerle, kütüphanelerle ve sivil toplum kuruluşlarıyla ortak programlar yapılmalı; gençlere düzenli olarak yazar buluşmaları, şiir geceleri, tiyatro gösterileri ve sanat atölyeleri sunulmalıdır.

Altı: Çocuklara yılda en az birkaç nitelikli kitap ücretsiz ulaştırılmalı; bu kitaplar rastgele değil, yaş grubuna göre uzman kurullar tarafından seçilmelidir.
Yedi: Kamu bütçesiyle yapılan kültür harcamaları kalem kalem açıklanmalıdır. Hangi etkinliğe ne kadar, hangi sanatçıya ne kadar, hangi kitap projesine ne kadar kaynak ayrıldığı vatandaş tarafından görülebilmelidir.
Çünkü şeffaflık yoksa kültür bütçesi kolayca gösteri bütçesine dönüşür.

KÜLTÜR, KALABALIK TOPLAMAK DEĞİLDİR
Kültür Bakanlığının, belediyenin yahut valiliğin vazifesi yalnız kalabalık toplamak değildir.
Kamunun görevi aynı zamanda bu milletin kültür mirasını korumak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara taşımaktır.
Yunus’u yaşatacaksınız.
Âkif’i okutacaksınız.
Mevlânâ’yı, Karacaoğlan’ı, Fuzûlî’yi, Yahya Kemal’i, Necip Fazıl’ı, Sezai Karakoç’u gençlerle buluşturacaksınız.
Musikimizi, hat sanatımızı, mimarimizi, şiirimizi, halk kültürümüzü yaşatacaksınız.
Bunları yapmadan “kültür faaliyeti yaptık” demek, tabelayı asıp dükkânı boş bırakmaya benzer.
Kültür, alkış sayısıyla ölçülemez.
Bir gecede kaç kişinin toplandığıyla değil, on yıl sonra kaç insanın zihninde iz bıraktığıyla ölçülür.
Bir konser biter.
Sahne sökülür.
Işıklar söner.
Kalabalık dağılır.
Fakat iyi bir kitap yıllarca konuşur.
Bir cümle insanın istikametini değiştirebilir.
Bir öğretmen, bir yazar, bir şiir, bir kitap bir gencin bütün hayatına dokunabilir.
İşte yatırım budur.
Bugün gençliğin geleceğinden endişe eden herkes, önce bütçesine bakmalıdır.
Çünkü bütçe aynı zamanda niyetin belgesidir.
Neye çok kaynak ayırıyorsanız, aslında neye değer verdiğinizi de gösterirsiniz.
Bu yüzden kültür kurumlarına çağrım açıktır:
Eğlence olsun ama kültür eğlenceye kurban edilmesin.
Sanatçı desteklensin ama kitap, yazar, şair, yayıncı, kütüphane ve çocuk unutulmasın.
Kalabalıklar toplansın ama gönüller de inşa edilsin.
Gençler eğlensin ama okusun, düşünsün, sorgulasın, üretsin.
Ve kamu kurumu sadece etkinlik yaptık demesin; yıl sonunda kaç kitap dağıttığını, kaç kütüphane açtığını, kaç gence ulaştığını da açıklasın.
Çünkü geleceği kurtaracak olan gürültü değil, şuurdur.
Nuh Peygamber yıllarca kavmine hakikati anlattı.
Kurtuluş, gemi hakkında konuşanların değil; gemiyi inşa edenlerin ve o gemiye binenlerin nasibi oldu.
Bugün de lafla gemi yürütmeye çalışanlar bilsinler:
Neslin ihyası nutukla değil, emekle mümkündür.
Kültür lafla değil, eserle yaşar.
Ve yarının gemisini bugün kitapla, ilimle, sanatla ve irfanla inşa edemezsek, yarın dalgaları suçlamanın hiçbir anlamı kalmaz.
Nuh’un gemisine binen kurtulur; kıyıda durup lakırtı eden değil…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —