Menü Bayrampasa Gercek Gazetecilik
Siyami BOYLU

Siyami BOYLU

Tarih: 25.09.2026 14:25

KİTABI KÜÇÜMSEMEK, GELECEĞİ KÜÇÜMSEMEKTİR

Facebook Twitter Linked-in

Milletin Değerleriyle Alay Edenlere: 
Kitabı Küçümsemek, Geleceği Küçümsemektir

Bazen susmak nezaket değildir.
Bazen yumuşak söz, zalimin cesaretini artırır.
Ve bazen hakikati açıkça söylemek, yalnızca bir tercih değil, topluma karşı sorumluluktur.

Son zamanlarda şu cümleleri daha sık işitiyoruz:

Kitap okuyan kalmadı.
Gençler artık okumuyor.
İnternet çıktı, kitabın değeri kalmadı.
Bu saatten sonra kitaba kim para verir?
Bu sözleri herhangi bir kahve sohbetinde duysak üzerinde fazla durmayabiliriz. Fakat aynı cümleler makam, bütçe, yetki ve imkân sahibi insanların ağzından çıkıyorsa, mesele artık kişisel kanaat olmaktan çıkar.

Çünkü yöneticinin görevi toplumdaki çürümeyi seyredip tarif etmek değildir.

Görevi, çürüyen yere el uzatmaktır.

Bir yönetici çıkıp “Kimse kitap okumuyor.” diyorsa sormak gerekir:
Sen kaç çocuğun eline kitap verdin?
Kaç okulun kütüphanesine katkıda bulundun?
Kaç mahallede insanların akşamına kadar oturabileceği bir kütüphane açtın?
Kaç yazarı gençlerle buluşturdun?
Kaç yerli yayınevine, edebiyat dergisine, şaire, yazara, araştırmacıya kapını açtın?
Kaç kültür projesine, bir günlük gösterilere ayırdığın bütçenin küçük bir bölümünü ayırdın?
Bunların hiçbirini yapmadan çıkıp da Millet okumuyor. demek, milletin kusurunu söylemek değildir; çoğu zaman kendi ihmalini milletin üzerine bırakmaktır.
Kitabın Değeri Kalmadı Demek, İnsanın Değerini Küçümsemektir

Kitap yalnızca iki kapak arasına sıkışmış kâğıt değildir.
Kitap hafızadır.
Kitap tecrübedir.
Kitap fikir, medeniyet, irfan ve vicdandır.
Bir milletin geçmişi kitapta korunur, geleceği kitapla kurulur.

Kitabın değeri kalmadı. demek, düşüncenin değeri kalmadığını söylemeye yaklaşır.

Peki düşüncenin değeri kalmadıysa neyin değeri kaldı?
Gürültünün mü?
Gösterişin mi?
Bir gecede kurulup ertesi sabah sökülen sahnelerin mi?
Sosyal medyada birkaç saat dolaşıp unutulan görüntülerin mi?
İnsan yalnızca eğlenen bir varlık değildir.
İnsan düşünen, öğrenen, sorgulayan, hatırlayan ve anlam arayan bir varlıktır.
Kitabı değersizleştirdiğiniz yerde insanın zihnini de yoksullaştırırsınız.

İlk Emir “Oku!” İken…
Biz, medeniyet iddiasını herhangi bir slogandan değil, ilk emri “Oku!” olan bir inanç ve kültür dünyasından devraldık.
“Yaratan Rabbinin adıyla oku.”
Dikkat edin:
İlk emir, seyret değildir.
Alkışla değildir.
Gösteriş yap değildir.
Kalabalık topla değildir.

Oku!
Çünkü okumayan insanın hafızası başkalarının eline geçer.
Okumayan toplum, kendisine anlatılan her şeye daha kolay inanır.
Okumayan gençlik, kendisine sunulan hayatın dışında başka bir hayatın mümkün olduğunu düşünmekte zorlanır.

İşte tam da bunun için kitap meselesi basit bir kültür faaliyeti değildir.
Bu bir memleket meselesidir.
Kültür, Kalabalık Toplamak Değil İnsan Yetiştirmektir

Sanata karşı değiliz.
Konser de olsun.
Tiyatro da olsun.
Festival de olsun.
Meydanlar da dolsun.

Fakat bir ülkede kültür politikası yalnızca sahne kurmaya, ses sistemi taşımaya ve kalabalık görüntüsü vermeye indirgenirse orada ciddi bir eksiklik vardır.

Bir gecelik program için milyonlar bulunabiliyorsa, bir okul kütüphanesine kitap almak için de kaynak bulunmalıdır.

Bir sanatçıyı birkaç saatliğine getirmek için organizasyon kurulabiliyorsa, bir yazarın yüzlerce öğrenciyle buluşması için de kurulmalıdır.

Bir festivalin afişi bütün şehri kaplıyorsa, aynı şehrin çocukları da yazarlarının, şairlerinin ve düşünce insanlarının isimlerini görebilmelidir.

Sahne ışıkları söner.
Kalabalık dağılır.
Afişler sökülür.
Ama iyi bir kitap, elli yıl sonra bile bir insanın hayatını değiştirebilir.

Kültür, kaç kişinin meydana geldiğiyle değil, kaç insanın zihninde iz bırakıldığıyla da ölçülmelidir.
Milletin Değerlerini Küçümsemeyin
Bu milletin kitabıyla, inancıyla, diliyle, tarihiyle, kültürüyle, aile yapısıyla ve irfanıyla küçümseyici bir dille konuşmak kimseye üstünlük kazandırmaz.

Hele bunu milletin imkânlarıyla makam sahibi olmuş insanların yapması daha düşündürücüdür.

Makam, millete yukarıdan bakma yeri değildir.
Makam emanettir.
Valilik emanettir.
Kaymakamlık emanettir.
Belediye başkanlığı emanettir.
Müdürlük emanettir.
Kamu görevi emanettir.

Vakıf, dernek ve sivil toplum yöneticiliği de emanettir.
Bu millet size kendi değerlerini küçümseyin diye değil, onlara hizmet edin diye imkân verir.
İnsanları aşağılayarak toplum düzelmez.
Gençleri suçlayarak gençlik kazanılmaz.
Bunlardan bir şey olmaz. diyerek nesil yetişmez.
Kimse okumuyor. diyerek okuma kültürü kurulmaz.

İş yapmak gerekir.
Mazeret Değil, Hedef İstiyoruz
Artık yuvarlak cümlelerden çıkmak gerekir.
Her belediye yıllık kültür bütçesini açıklasın.
Ne kadarı konsere gitti?
Ne kadarı kitaba?
Ne kadarı kütüphaneye?
Ne kadarı çocuklara?
Ne kadarı yerel yazara, yayınevine, edebiyat dergisine, düşünce faaliyetlerine ayrıldı?

Her ilçe kendisine hedef koysun:
Bir yılda kaç yeni kütüphane?
Kaç öğrenciye kitap?
Kaç yazar buluşması?
Kaç okuma grubu?
Kaç edebiyat programı?
Kaç yaşayan kütüphane?
Ve yıl sonunda çıkıp sonucunu milletle paylaşsın.
İşte yöneticilik budur.
Sorunu millete fatura etmek kolaydır.
Zor olan, sorumluluk almaktır.
İnternet Kitabın Düşmanı Değildir
Bir başka bahane de şu:
İnternet kitapçılığı çıktı.
Çıksın.
İnsan kitabı internetten alıyorsa alsın.
Kitapçıdan alıyorsa alsın.
Fuardan alıyorsa alsın.

Kütüphaneden ödünç alıyorsa okusun.
Bizi ilgilendiren kitabın hangi raftan alındığı değil, zihinde hangi kapıyı açtığıdır.

Teknolojiyi suçlamak kolaycılıktır.
Mesele telefon değildir.
Mesele çocuğun telefonunun karşısına daha güçlü, daha anlamlı, daha derin bir dünya koyup koyamadığımızdır.

Çocuğun karşısına yalnızca eğlence koyarsanız eğlenceye gider.
Kitabı görünmez hâle getirirseniz kitapla bağının zayıflamasına şaşırmayacaksınız.

Çünkü toplum neyi görünür kılarsa onu büyütür.
Neyi överse ona özenilir.
Neyi desteklerse o çoğalır.
Bir Millet Kendi Değerlerinden Utandırılırsa…

En tehlikeli şey, bir toplumun kendi değerlerini küçük görmeye başlamasıdır.
Kendi şairini tanımayan,
kendi yazarını okumayan,

kendi tarihini bilmeyen,
kendi kelimelerinden utanmaya başlayan,

kendi medeniyetini yalnızca birkaç slogana indirgeyen bir neslin başka kültürlerin karşısında sağlam durmasını bekleyemezsiniz.

Mesele geçmişe kapanmak değildir.
Tam tersine:
Kökü sağlam olanın ufku geniş olur.

Dünyayı okuyacağız.
Bilimi takip edeceğiz.
Teknolojiyi kullanacağız.
Başka kültürleri öğreneceğiz.
Ama bütün bunları yaparken kendi evimizin ışığını söndürmeyeceğiz.

Artık Şu Cümleyi Değiştirelim
“Millet okumuyor.”
Hayır.
Şöyle diyelim:

“Milletin daha çok okuması için biz ne yapacağız?”
İşte sorumluluk burada başlar.

Yöneticiyseniz çözüm üretin.
Eğitimciyseniz çocukları kitapla buluşturun.
Yayıncıysanız nitelikli eser basın.
Yazarsanız insanın ruhuna değecek söz söyleyin.
Anne babaysanız evin bir köşesinde kitap bulundurun.
Sivil toplum kuruluşuysanız yalnızca protokol programları yapmayın; gençlere dokunun.
Hepimizin payı var.
Ama elinde daha fazla imkân bulunanın sorumluluğu da daha büyüktür.
Son Söz
Milletin değerlerini küçümsemeyin.
Millete yukarıdan bakmayın.
Kitabı hor görmeyin.
Okuyan insanı çağın gerisinde sanmayın.
Ve kendi yapmadıklarınızın hesabını gençlere kesmeyin.
Çünkü makamlar geçicidir.
Sahne ışıkları söner.
Afişler iner.
Kalabalıklar dağılır.
İsimler tabelalardan silinir.
Fakat iyi bir fikir kalır.
İyi bir eser kalır.
Kitap kalır.
İlim kalır.
İrfan kalır.
Ve unutmayın:
Bir milletin geleceğini, bir gecelik alkışlar değil; yıllarca okunan kitaplar kurar.

İlk emrimiz “Oku!” ise son sözümüz “Kimse okumuyor.” olamaz.
Son sözümüz şu olmalıdır:
Daha çok okuyacağız.
Daha çok okutacağız.
Kitabı yeniden hayatın merkezine taşıyacağız.
Milletin değerlerine tepeden bakmak yerine, o değerlere hizmet edeceğiz.
Çünkü güçlü toplum, sesini en fazla yükselten toplum değildir.

Okuyan, düşünen, üreten ve irfanını kaybetmeyen toplumdur.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —