Menü Bayrampaşa Gündem Gerçek Gazetecilik, Doğrudan yana taraf gazete
MEHMET CEYLAN

MEHMET CEYLAN

Tarih: 30.07.2026 23:15

İNSANDAN HAYVANA DOĞRU MU EVRİLİYORUZ? MODERN DÜNYADA DEĞERLER VE AHLAK KRİZİ

Facebook Twitter Linked-in

Darwin'in evrim teorisi, insanlığın kökenini ve biyolojik gelişimini açıklamak üzere ortaya atıldığından bu yana pek çok tartışmanın odağında yer almıştır. Teorinin temel varsayımı, insanın ve bugünkü maymunların ortak bir atadan gelerek zaman içinde farklı kollara ayrıldığı, yani insanın hayvandan evrildiği yönündedir. Tabi ki, insan ideolojik ve biyolojik bir varlık olarak ve bir çok özelliğe sahip insan olarak yaratılmıştır.  Ancak günümüz toplumlarının geldiği noktaya bakıldığında, biyolojik olmasa da ahlaki, kültürel ve toplumsal anlamda tersine bir sürecin işlediğini, adeta "insandan hayvana doğru bir evrilme" yaşandığını düşündüren pek çok manzarayla karşılaşmaktayız.

Hangi milletten ya da hangi inançtan olursa olsun, insanlık tarihi boyunca yaşamını belli kurallar ve süzgeçlerden geçerek sürdürmüştür. Bütün ilahi ve beşeri nizamlar, insanın belli ahlaki kaideler çerçevesinde yaşamasını arzulamış; özellikle İslam dini, ahlakı hayatın merkezine yerleştirmiştir.

AHLAKİ DEĞERLERİN YİTİŞİ VE GÜNDELİK YAŞAM

Hayvanlar dünyasında ahlak kuralları bulunmaz; onlar nasıl yaratılmışlarsa doğanın fıtratı içinde öyle yaşarlar. Hayvanlar için bir örtünme mecburiyeti veya kılık kıyafet şartı yoktur. Oysa günümüzde insanların bir kısmının, çıplaklığı modernlik ve özgürlük kisvesi altında normalleştirerek yarı çıplak bir şekilde sokaklarda, alışveriş merkezlerinde ve toplu taşıma araçlarında dolaştığı görülmektedir.

YEME-İÇME VE İSRAF KÜLTÜRÜ

Hayvanlar yeme ve içme konusunda helal-haram, israf veya başkasının hakkı gibi kavramları bilmez; bulduklarını oldukları yerde tüketirler. Onların bu konudaki sorumluluğu dahi sahiplerine aittir.

Ancak günümüz insanı, yeme-içme kültüründe de bu bilinçten uzaklaşmıştır. Eskiden sokakta ulu orta bir şeyler yiyip içmek, geçenlerin veya bulamayanların hakkına girme endişesiyle (hak olmasın diye) hoş karşılanmazdı. Evde pişen yemeğin kokusunun dışarıya gitmesi bile komşu hakkı gözetilerek önemsenir, hatta komşuya mutlaka ikram edilirdi. Bugün ise caddelerde, sokaklarda yürürken bir şeyler yiyip içen, hatta etrafa saygısızca rahatsızlık veren bir profil türemiştir.

ADABI MUAŞERET VE TOPLUMSAL SAYGI

Hayvanlar aleminde karşılıklı saygı, yol verme, büyüklere hürmet gibi adabı muaşeret kuralları aranmaz. Fakat insan toplumlarını ayakta tutan en temel harç bu kurallardır.

Günümüzde bu kuralların bilinçli olarak yok edildiğine şahit olmaktayız. Kimsenin kimseye tahammülü kalmamıştır. Gençler, bırakın sokaktaki insanları, kendi evlerinde misafirlerin yanında dahi saygısızca uzanıp yatabilmektedir. Toplu taşıma araçlarında yaşlılara, kadınlara ve hastalara yer verme geleneği büyük ölçüde unutulmuş; bu tür sorumluluklar "özgürlük" kavramının arkasına sığınılarak terk edilmiştir. Oysa gerçek özgürlük, başkalarının haklarına saygı duyan ve toplum değerleriyle uyumlu olan özgürlüktür.

KÜLTÜREL EROZYON VE TOPLUMSAL PROJELER

Bütün bu olumsuz gelişmelerin salt bireysel birer yozlaşma olmadığını, uzun soluklu ve planlı birer sürecin eseri olduğunu görmek gerekir. Özellikle Müslüman Türk milleti, tarihi boyunca kendine has ahlaki, ailevi ve manevi değerleriyle var olmuş bir millettir. İslam diniyle şereflendikten sonra bu değerler daha da derinleşmiş ve milletin karakteri haline gelmiştir. Türk milleti kurduğu medeniyetleri bu sağlam temeller üzerinde yükseltmiştir.

Ancak emperyalist ve küresel güçler, bu milleti askeri veya ekonomik yollarla yenemeyeceklerini anladıkları için kültürel ve ahlaki değerleri hedef alan projeleri devreye sokmuşlardır. Bu projeler ılımlı İslam, diyalog projeleri ve muhafazakar siyaset adıyla toplumu yabancılaştıran politikalarla adım adım finale taşınmıştır.

Sonuç

Darwin'in teorisi tersine dönmüş durumdadır; biyolojik olarak değil ama kültürel, ahlaki ve insani vasıflar bakımından insandan hayvana doğru bir evrilme (gerileme) süreci yaşanmaktadır. Kadından erkekten bağımsız olarak çıplaklığın normalleştirilmesi, saygısızlığın tırmanması ve toplumsal değerlerin küçümsenmesi, Müslüman Türk milletinin köklerine ve varlığına yöneltilmiş en büyük tehdittir. Bu gidişata dur demek, ancak kaybedilen öz değerlere, ahlaka ve adabı muaşeret kurallarına yeniden sahip çıkmakla mümkündür.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —