David Hume’un nedensellik kavramını bir "zihin alışkanlığına" indirgemesi, bilim dünyasında büyük bir kriz yarattı. Eğer neden ile sonuç arasında zorunlu bir bağ yoksa, bilimsel yasalar (örneğin yerçekimi kanunu) nasıl kesin ve güvenilir olabilirdi? İşte bu krizi çözen isim Alman filozof Immanuel Kant oldu.
Kant, Hume’un eleştirisini haklı bulmakla birlikte bilimin çökmesine izin veremezdi. Çözüm olarak bakış açısını tamamen değiştirdi: Nedensellik dış dünyadaki nesnelerin kendisinde var olan bir şey değil, insan zihninin çalışma doğasından (organik yapısından) kaynaklanan bir özelliktir.
Kant’a göre insan zihni boş bir levha veya pasif bir alıcı değildir. Zihin, dışarıdan gelen verileri işleyen, düzenleyen ve onlara anlam kazandıran doğuştan getirdiği yapılara sahiptir. Kant bunlara zihnin "kategorileri" der.
Bunu anlamak için gözümüzde hiç çıkaramadığımız yeşil bir gözlük olduğunu hayal edelim. Nereye bakarsak bakalım dünyayı yeşil görürüz. Dünya gerçekten yeşil midir, yoksa gözlüğümüz mü onu yeşil gösterir? Cevap ikinci seçenektir.
İşte nedensellik de insan zihninin doğuştan taktığı bu zihinsel gözlüktür:
Kant bu hamlesiyle bilimi kurtarmıştır. Çünkü nedensellik, insan deneyiminin ve algısının kaçınılmaz bir kuralı haline gelmiştir. Artık bilim insanları "Doğanın kendisinde gizli zorunluluklar var mı?" diye şüpheye düşmek zorunda kalmamıştır.
İnsan zihni dünyayı her zaman neden-sonuç ilişkisi içinde algılayacak şekilde programlandığı için, bilimin kurduğu denklem ve yasalar insan deneyimi ölçeğinde her zaman geçerli, evrensel ve güvenilir kalacaktır.