İslam düşünce tarihinin dönüm noktalarından biri olan İmam Gazzâli (ö. 1111), El-Münkızü mine'd-Dalâl isimli otobiyografik eserinde, Hellenistik dönemden tevarüs eden Akademik septisizmin (şüpheciliğin) izlerini taşıyan derin bir epistemolojik kriz sürecini betimler. Gazzâli’nin yaşadığı bu kriz, salt entelektüel bir merak veya rastlantısal bir endişe değil; hakikatin nesnel imkânını ve sarsılmaz bilgiye (yakîn) ulaşma yollarını test eden metodik bir proje hüviyetindedir.
Gazzâli krizine ilk olarak duyu verilerini (mahsuzat) sorgulayarak başlar. Duyuların insanı sık sık yanılttığını (örneğin gök cisimlerinin büyüklüğü veya kırılma illüzyonları) fark eden düşünür, ardından akli ilkelere (makulat) yönelir. Ancak akıl yürütmenin de kendi içinde rüya mantığına benzer bir kırılganlık taşıyabileceğini; uykudayken mutlak doğru kabul ettiğimiz şeylerin uyanınca anlamını yitirmesi gibi, mevcut akli kabullerimizin de üst bir idrak boyutunda yanılsamaya dönüşebileceğini savunur. Böylece Gazzâli, Akademik şüphecilerin çıkmazına —bilginin imkânsızlığı argümanına— dayanmış olur.
Ancak Gazzâli’nin Hellenistik şüphecilerden ayrıldığı temel nokta tam da burasıdır: O, şüphede kalmayı (epokhe) değil; şüpheyi, felsefi ve kelami sistemlerin dogmatizmini yıkmak ve dine/ilahiyata alan açmak amacıyla bir kaldıraç olarak kullanmayı seçmiştir. Şüphe krizinden felsefi syllogism (kıyas) veya rasyonel kanıtlamalarla çıkılamayacağını —çünkü aklın meşruiyetinin zaten tartışmaya açıldığını— gören Gazzâli, çıkış yolunu mantıksal zorunlulukta değil, "kalbe atılan ilahi bir nurda" (nûrun elkāhullâhu fî sadrî) bulur.
Bu "nur", discursive (ardışık/akıl yürütmeye dayalı) bir kanıtlama değil; epistemolojik ilkelerin (örneğin özdeşlik, çelişmezlik ve mantık kurallarının) zihinde kendiliğinden, doğrudan ve sarsılmaz bir sezgiyle teyit edilmesidir (zaruri bilgi). Gazzâli böylece, Akademik septiklerin aklı kilitlediği noktada bilginin imkânsızlığı fikrini aşmış; bilginin imkânını mantıksal bir kanıtla değil, sezgisel ve teolojik bir temellendirmeyle yeniden tesis etmiştir. Aklı ve duyuları imha etmek yerine, onları Tanrısal aydınlanmanın ışığında sınırları belirlenmiş birer epistemik araç konumuna oturtmuştur.