Bir asır önce yakılan meşale, bugün Türk Dünyasının ufkunu aydınlatıyor…
“Dilde, fikirde, işte birlik…”
Türk Dünyasının ortak geleceğini dört kelime ile özetleyen bu büyük idealin sahibi Kırım Tatar Türkü İsmail Gaspıralı’yı rahmet ve minnetle anıyorum. Bir asır önce bir ülkü ve medeniyet tasavvuru olarak ortaya koyduğu bu düşünce, bugün Türk devletlerinin ortak hedefi hâline gelmiştir.
2009 yılında Nahçıvan Anlaşması ile temelleri atılan Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), bu idealin kurumsal zeminde hayata geçirilmesinin en önemli göstergesidir. Ankara'da “Dilde, Fikirde ve İşte Birlik” temasıyla gerçekleştirilen TDT’nin 13. Zirvesi, Gaspıralı'nın vizyonu açısından tarihî bir anlam taşımaktadır. Zirvenin Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümüne denk getirilmesi de Türkiye'nin Türk Dünyası ile tarihî ve kültürel bağları bakımından ayrıca anlamlıdır.
Türk Dünyası, Gaspıralı'nın gösterdiği hedefe doğru ilerlemektedir. Bu yolda atılan her adım, ortak geleceğimiz adına büyük değer taşımaktadır.
Gaspıralı'nın “Dilde birlik” çağrısı, Türk topluluklarının birbirini anlamasını ve ortak bir iletişim zemini oluşturmasını hedefliyordu. Bugün ortak Türk alfabesi konusunda atılan adımlar bu idealin gerçekleşmesi bakımından önemlidir. Bunun yanında ortak ders materyalleri hazırlanması, üniversiteler arası işbirliklerinin geliştirilmesi ve 1990'lı yıllarda başlatılan öğrenci ve akademisyen değişim programlarının güçlendirilmesi gerekmektedir.
Çünkü ortak dil, yalnızca iletişim aracı değil; ortak tarihimizin, kültürümüzün ve düşünce dünyamızın gelecek nesillere aktarılmasının da temelidir.
Türk Dünyasında fikir birliği, siyasi ve diplomatik ilişkilerin ötesinde, ortak kültürümüzün gelecek nesillere aktarılmasıyla güçlenecektir.
2008-2012 yılları arasında Kazakistan'da görev yaptığım dönemde, Türk Akademisi Başkanı Prof. Dr. Darhan Kıdıraliyev ile eğitim alanında ortak çalışmalar yürütme ve Akademinin kurumsallaşma sürecine fikrî ve fiilî katkı sağlama imkânı buldum.
Bu çalışmalar kapsamında, 28-31 Mayıs 2011’de düzenlenen ve koordinatörlüğünü üstlendiğim “I.Türk Dünyası Çocuk Oyunları Şenliği” benim için ayrı bir önem taşımaktadır. Anadolu'da oynanan çocuk oyunlarının benzerlerini Kazakistan'da, Kırgızistan'da veya Azerbaycan'da görmek, ortak kültürel hafızamızın ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.
Bu nedenle çocuk oyunları şenliklerinin her yıl düzenlenen Türk Dünyası Kültür Başkenti etkinliklerinin sürekli ve kurumsal bir parçası hâline getirilmesini önemsiyorum. Çocuklarımızın ortak oyunlarla, türkülerle ve kültürel değerlerle buluşması, gelecekteki birlikteliğimizin en sağlam temellerinden biri olacaktır.
Gaspıralı'nın üçüncü ilkesi olan “İşte birlik”, Türk Dünyasının ekonomik ve stratejik geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Serbest dolaşımdan ticarete, enerjiden teknolojiye, uzay çalışmalarından sanayiye kadar geniş bir işbirliği alanı bulunmaktadır.
Kazakistan, Türkmenistan ve Azerbaycan başta olmak üzere Türk devletleri; enerji kaynakları, madenleri, nadir toprak elementleri, tarım ve sanayi potansiyelleriyle önemli imkânlara sahiptir. Asıl mesele, bu zenginlikleri ortak akıl ve ileri teknolojiyle değerlendirerek katma değeri yüksek metalara ve toplumsal refaha dönüştürmektir.
Enerji, ulaştırma, madencilik, tarım, sanayi ve teknoloji alanlarında ortak projeler geliştirilmeli; özellikle geleceğin teknolojileri açısından stratejik öneme sahip nadir elementlerde araştırma, üretim ve teknoloji işbirliği geliştirilmelidir. Böylece Türk Dünyası yalnızca doğal kaynak ihraç eden değil, bilim ve teknoloji üreten güçlü bir ekonomik merkez hâline gelebilir.
Bu hedeflerin gerçekleşmesi için Türk Devletleri Teşkilatının kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Avrupa Birliği, bu konuda incelenebilecek önemli bir örnektir. Amaç, bu modeli aynen uygulamak değil, Türk Dünyasının tarihî ve siyasi gerçeklerine uygun, sürdürülebilir bir işbirliği sistemi oluşturmaktır.
TDT bünyesinde ekonomi, eğitim, bilim, kültür, enerji, ulaştırma ve teknoloji alanlarında sürekli çalışan mekanizmalar kurulmalı; ortak yatırım fonları, bilim merkezleri, üniversite ağları ve ticareti kolaylaştıran serbest dolaşım dahil, ihtiyaç duyulan düzenlemeler geliştirilmelidir. Böylece zirvelerde alınan kararlar, toplumlarımızın günlük hayatına ve refahına yansıyan kalıcı sonuçlar doğuracaktır.
Yaklaşık 250 milyonluk nüfusu, genç insan gücü, doğal kaynakları ve stratejik coğrafyasıyla Türk Dünyası, küresel ölçekte önemli bir potansiyele sahiptir.
Bu potansiyelin doğru değerlendirilmesi, yalnızca Türk devletlerinin ekonomik ve siyasi gücünü artırmakla kalmayacak, Doğu ile Batı'yı, Kuzey küre ile Güney'i birbirine bağlayan bu stratejik havza uluslararası düzeyde barış ve istikrarın tesisinde ve kalıcı barışın korunmasında belirleyici bir güç merkezi hâline gelebilecek niteliktedir.
TDK, sahip olduğu tarihî bağlar ve jeopolitik imkânlarla uluslararası sorunların barışçı çözümüne katkıda bulunabilecek bir aktör hâline gelebilir. Türk Dünyasının yükselişi; karşılıklı saygı, adalet, dayanışma ve ortak refah temelinde şekillenmelidir. Çünkü gerçek güç, yalnızca sahip olunan kaynaklarla değil, insanlığa sunulan değerlerle ölçülür.
Bugün Türk Dünyasının önünde tarihî bir fırsat bulunmaktadır. Gaspıralı İsmail Bey'in bir asır önce ortaya koyduğu “Dilde, fikirde ve işte birlik” ülküsünü somut projelerle hayata geçirmek zorundayız.
Dilde birlik için ortak iletişim ve eğitim politikaları geliştirmeli; fikirde birlik için ortak kültürel değerlerimizi, ortak tarihimizi ve ortak hafızamızı gelecek nesillere aktarmalı; işte birlik için ekonomik kaynaklarımızı, bilimsel birikimimizi ve üretim gücümüzü birleştirmeliyiz.
Bir eğitimci olarak yıllar önce Kazakistan'da bu ufuk doğrultusunda atılan adımlara katkı sunmuş olmanın heyecanını bugün de taşıyorum. Dileğim, o gün atılan tohumların bugün daha büyük ve kalıcı projelere dönüşmesidir.
Dilde bir olalım, fikirde bir olalım, işte bir olalım…
Gaspıralı İsmail Bey'in asırlık ülküsü, Türk Dünyasının ortak geleceği olsun.