“Evrimi neden bilmeliyiz?” yazıma ek düşünce açılımı:
Antropoloji ile ilgilenenler bilirler; yazı, insanlığı anlamada önemli bir dönüm noktasıdır. Yazıdan önce insanı ve toplumu anlamak için elimizdeki tek araç, ürettikleri araçlar, kurdukları şehirler, tükettikleri gıda ve nesnelerdir. Yani Sümer öncesi bir toplumu incelemek için elimizde yazılı veri yoktur. On binlerce ve yüz binlerce yıl öncesi insanı anlamak için tek yolumuz yukarıda belirttiğim verilerdir ve onlar da bin bir emek ve çabayla üretilmiştir.
Yazıdan sonra ise hem düşüncelerini ve yaşamlarını yazdıkları belgeler hem de ürettikleri eserler, eşyalar, şehirler bize yol gösterir oldu. Yazının ne demek istediğini hermenötik (yorumbilim) yaparak, o günün insanının ürettikleri ve kullandıkları ile sosyal dokusunu çözebildiğimiz kadar ipucuyla çözeriz.
Tanrı’yı anlamak da bana göre yazı öncesi antropoloji metodu ile gelişiyor. Tüm kitaplı dinler kendi kutsal metinlerini Tanrı’nın aklından bize ulaşmış birer manifesto gibi görmek istiyor. Ama zaman geçince yazılanların değişebilirliği, kuşatıcılığı ve ikna ediciliğinin azalması bizi metinlere karşı tedirgin ediyor.
Ben Tanrı’nın eserleriyle keşfedilebildiğine inanan biriyim. Bu keşfin de insanın kendi ve çevre bilincinin geliştiği frontal bölgenin evriminden sonra geliştiğini düşünüyorum. Tarım devrimine kadar avcı-toplayıcı ve Maslow'un temel ihtiyaçlarının peşinde koşan insan; artı yiyecek ürettiğinde çevresini, varoluşu ve ölümü düşünerek Tanrı bilinci konusunda devamlı önünde duran hikmeti fark etmiştir.
O günden bu yana tıpkı arkeologlar gibi elindeki bilgisi arttıkça Tanrı hakkında daha kapsamlı ve kuşatıcı bir hakikate ilerleyip duruyor. Animistik ve mitolojik beyin ile insan biçimli Tanrı’yı üretmiş ve tabiatı bununla izah etmiştir. Sonra tek tanrıya evrilmiş ama mitolojiden kurtulamamıştır.
Bir evre sonra Yunan'da başlayarak Tanrı’yı dinler dışında felsefe ve metafizik ile anlamaya çalışmış, ama bu arada doğayı keşfi devam etmiştir. Sadece aklı ile anlamaya çalıştığı doğayı bilim ile keşfetmeye başlayınca çok daha detaylı, kesin ve kuşatıcı bilgiler oluşturmuştur. Tanrı’yı bu bilgi seviyesi ile daha farklı anlaması da doğal olacaktır.
İslam dünyası felsefeyi İbn Sina ve Farabi ile düşünce dünyasından kovunca, mitolojik monoteist aşamaya mahkûm ve esir kalmış gibi görünüyor. Şu anda tarihselci bakış, belki de İbn Rüşd'den bu yana temel İslami konulara farklı felsefi bakışın ilk denemesi bile olabilir diye düşünüyorum.
Bu çabadan dini mitolojik-monoteist evreden (monoteist felsefi ve bilimsel evreye geçerek) kurtarabilirsek, belki felsefenin tatlı tartışmalarını, bir süre sonra da bilimin daha nesnel bilgilerini konuşabileceğiz.
Bunun için ilk aşama, elimizdeki kutsal metinlerin ilahi birer manifesto olmaktan çok, bir çağın ve mekanın; Tanrı’yı kendi kapasite ve bilgi seviyeleri ile anlama çabası olduğunu düşünmemiz gerekiyor.
Yine antropolojiden örnek verirsek; biz dinlerin tarım devrimi ile oluştuğunu düşünüyor idik. Göbeklitepe bize tarım öncesi de kutsal alan yapıldığını gösterdi; şimdi tarımdan çok ölümün kutsal mabet üretmedeki etkisini konuşacağız.
Tıpkı bunun gibi Kur'an bize antropomorfik, insanlarla birebir psikolojik olarak ilgilenen ve bizi imtihan eden bir Tanrı felsefesi sunuyor. Bizler bilimsel yasalar ile bunun bir kanunlar çerçevesinde işlediğini öğrendik. Tanrı’yı yeniden kurgulamak zorundayız, yoksa bu iki bilgiyi doğrulayan zihin şizofren bir algı üretecektir.
Bu teoloji tabii ki eskisi gibi kesinlik içermeyecektir. Çünkü kesin bilgi için elimizde bilgi çok az, zihin kullanma kapasitemiz çok sınırlıdır.
Birçok dindarın bilgisi arttıkça zihninin karışması, anksiyetik hal alması bana göre derindeki çatışma ile ilgili. Bilinçsel ve davranışsal bütünlüğümüzü kurmalıyız. Bunun için de evren ile Tanrı ile ilgili bilgimiz ne kadar sağlam, ne kadar bilinmez ise; o kadar sağlam ve bir yönüyle bilinmez, mütevazı kurgular kurmalıyız.
Bütünü mutlak izah çabasından vazgeçip az ile yetinmeyi öğrenmeliyiz. Bütün sorun, elimizdeki bilgi ile sınırlı ve mütevazı açıklamalar yapma imkânı var iken, insanın sanki çok acil bir işi varmış gibi bütünün cevabını arzulayan zihinsel iştaha sahip olması gibi görünüyor.
İnsan olmak; dürtüleri frenlemeyi öğrenmek kadar, Tanrı ve bütünlük hakkında da az ile yetinmeyi öğrenmek olabilir.