Pasaport, Devlet Ciddiyeti ve "Mozaik" Safsatası
Avrupa’nın göbeğinde, Macaristan sınır kapısında yaşanan o ibretlik olay, ulus-devlet olgusunun ve devlet ciddiyetinin rasyonel temelini gözler önüne serer. Tırıyla ülkeye girmeye çalışan şoför, pasaportundaki "TUR/Türk" ibaresini gören polisin “Sen Türk müsün?” sorusuna aidiyet tartışmalarına kapılarak “Hayır, Türk değilim, Kürt’üm” diye yanıt verir. Macar polis, bu beyan üzerine Türkiye Cumhuriyeti pasaportunu yırtıp atar ve net bir hüküm kurar: “Madem Türk değilsin, Türk devletinin pasaportunun sende işi ne? Git Kürt devletinden pasaport çıkart öyle gel, seni bu şekilde almıyorum.” Bu çarpıcı olay, uluslararası hukukta bireyin var olabilmesinin ancak egemen bir devletin ortak vatandaşlık bağıyla mümkün olduğunu kanıtlayan somut bir gerçektir.
Sınır kapılarında geçerliliği olmayan bu tür kimlik tartışmaları, içeride de Anayasa’nın kritik maddelerini hedef alan dayatmalarla sürdürülmektedir. Bu bağlamda, Anayasa’nın 66. maddesini değiştirmeyi ve bu hükmün ayıklanmasını istemek, masum bir hukuki düzenleme talebi değil, doğrudan ulus-devlet yapısını tasfiye etmeyi amaçlayan emperyalist güçlerin stratejik bir planıdır. Anayasa’nın 66. maddesi açıkça, “Türkiye Devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türktür” hükmünü amirdir. Aynı stratejik aklın bir uzantısı olarak, son yıllarda Türkiye'ye milyonlarca Suriyeli, Iraklı ve Afganistanlı göçmenin getirilmesi ya da ülkede tutulması, ülkenin tarihi demografik ve etnik yapısını bilinçli olarak bozmaya yönelik sistematik bir mühendislik projesi olarak görülmelidir. "Türk" tanımını etnik temelli bir ayrışmayla hedef almak, hem hukuki metnin özüne hem de sosyolojik gerçekliğe tamamen aykırı bir manipülasyondur.
Bilimsel veriler ve uluslararası istatistikler de Türkiye'nin etnik bir mozaik olduğu iddiasını yalanlamaktadır. Nitekim uluslararası kabul gören kriterlere göre bir ülkenin "etnik mozaik" sayılabilmesi için azınlık etnik grupların toplam nüfus içindeki oranının yüzde 35 eşiğini aşması gerekir. Örneğin Fransa’da anlamlı büyüklükte 16 etnik grup bulunmasına rağmen, bu grupların toplam nüfusu yüzde 20’yi geçmediği için Fransa kendisini etnik mozaik olarak kabul etmez. Eurobarometer anket verilerine göre Türkiye’deki toplam etnik azınlık nüfusu yüzde 7 ila 10 sınırının altındadır. Oranı yüzde 35’in çok gerisinde kalan bir ülkeyi yapay olarak "mozaik" ilan etmek, tamamen dış kaynaklı jeopolitik mühendislik projelerinin bir ürünüdür.
Etnik grupların dillerini resmi dil yapma talepleri hayata geçirilirse, sadece bir grubunki değil; Zazanın, Arap’ın, Çerkezin, Laz’ın, Boşnak’ın ve diğer tüm unsurların ayrı ayrı resmi dil ve statü istemesi kaçınılmaz olur. Bu durum, bürokrasiden eğitime kadar her alanda idari bir kaos yaratır ve üniter devleti içten çökerterek ülkeyi emperyalistlerin payandası haline getirir.
Yeryüzünde bağımsız bir fert olarak var olabilmenin yegâne teminatı, arkasında duran güçlü bir ulus-devlettir. Farklı kökenlerimizle bu topraklarda bin yıldır sürdürdüğümüz ortak tarih, yapay etnik bölücülükle değil, ancak birlik ve beraberlik içerisinde, kardeşçe yaşama iradesiyle yaşatılabilir. Ulus-devlet yapısından taviz vermek, tarihin sahnesinden silinmek demektir; bu coğrafyada huzurun ve bağımsızlığın tek güvencesi ortak vatandaşlık bilincidir.
Hoşçakalın dostça kalın sevgilerimle...