Menü Gercek Gazetecilik, Dogrudan yana taraf gazete
DR. KADİR ÇETİN

DR. KADİR ÇETİN

Tarih: 22.08.2026 09:10

ABD’NİN ORTADOĞU POLİTİKASINI DOĞRU OKUMAK

Facebook Twitter Linked-in

Ortadoğu’da yaşanan gelişmeleri doğru anlamanın yolu, yalnızca bugünün açıklamalarına ve diplomatik söylemlerine bakmaktan geçmiyor. Bölgenin yakın tarihine, özellikle de ABD ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerin nasıl şekillendiğine bakmak gerekiyor.

Bu açıdan Suudi Arabistan Kralı Faysal’ın yaşadıkları, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir tarihsel örnek olarak karşımızda duruyor.

Faysal’ın Petrol Kozu

1973 Arap-İsrail Savaşı ve İsrail’in Kudüs’ü işgalinin ardından, İsrail’e destek veren başta ABD olmak üzere Batılı ülkelere karşı petrol ambargosu uygulanması, dönemin güç dengelerini ciddi biçimde sarsar. Suudi Arabistan Kralı Faysal da bu politikanın en kararlı ve etkili isimlerinden birisidir.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın Riyad’a giderek ambargonun kaldırılması yönünde girişimde bulunduğu biliniyor. Faysal ise ambargo konusunda geri adım atmıyor.

Kissinger’ın baskıyı artırarak, petrol tesislerinin ve petrol kuyularının bombalanabileceği yönünde tehditte bulunduğu anlatılır. Faysal’ın buna verdiği cevap ise yıllar boyunca bölgenin siyasi hafızasında yer etmiştir:

“Petrol kuyularımızı bombalayabilirsiniz. Ancak unutmayın; biz ve atalarımız hurma ve deve sütüyle yaşıyorduk. Yine öyle yaşayabiliriz. Ama siz petrolsüz yaşayamazsınız.”

Bu söz, yalnızca bir hükümdarın meydan okuması değil, aynı zamanda petrolün Ortadoğu’da nasıl bir stratejik güç olduğunu gösteren çarpıcı bir ifadedir.

Faysal’ın Ölümü ve ABD’nin Bölgeyi Dizaynı

Faysal, 1975 yılında yeğeni tarafından gerçekleştirilen suikast sonucu hayatını kaybetmiştir. Suikastın ardından failin akli dengesiyle ilgili tartışmalar öne çıkarılırken, olayın siyasi boyutuna ilişkin çeşitli iddialar gündeme gelmiştir.

Faysal’ı kurşunlayan yeğeni Faysal bin Musaid’ın ABD’de eğitim görmüş olması ve o tarihlerde Amerika’dan yeni dönmüş olması düşündürücüdür. 

Bu suikast ile bölgedeki tüm Arap devletlerine ABD, "Bize karşı gelenin sonu bu olur" diye mesaj vermiştir adeta. Faysal’ın sonunu gören ve ölümü göze alamayan bölge liderleri, ABD’nin Ortadoğu politikasına karşı teslim bayrağını çekmiştir. 

Faysal’ın ölümünden sonra yerine kardeşi "Halid bin Abdülaziz" geçmiş ve Faysal'ın milli politikalarını değiştirerek adeta ABD'ye teslim olmuştur…

Burada Kissinger’a atfedilen bir sözü hatırlamak gerekir: “ABD’nin düşmanları dışarıda ise satın alınır, içeride ise yok edilir.’”

Faysal’ın ölümünün ardından Suudi Arabistan’ın ABD ile ilişkilerinin seyri ve bölgenin dizaynının nasıl değiştiği bilinmektedir. 

Ortadoğu’da Değişen Dengeler

Faysal döneminin ardından Suudi Arabistan ile ABD arasındaki stratejik ilişkiler derinleşir. Petrol, güvenlik, silah ticareti ve bölgesel siyaset, iki ülkeyi uzun yıllar birbirine bağlayan temel unsurlar olmuştur. 

Mevcut Suudi yönetiminin geçtiğimiz yıllarda ABD’den 100 milyar Dolarlık silah satın aldığı kamuoyunun malumlarıdır. Bu silahlar, İsrail’in yayılmacı politikasına karşı değil, komşu Arap ve Müslüman ülkelere karşı kullanılmaktadır. 

Bu durum yalnızca Suudi Arabistan açısından değil, Ortadoğu’daki birçok ülke açısından da önem taşır. Bölgedeki yönetimler, küresel güçlerle ilişkilerini kendi güvenlik ve siyasi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmek zorunda kalmışlardır.

Dolayısıyla Ortadoğu siyasetini yalnızca tek tek ülkelerin attığı adımlar üzerinden değil, bölgesel ve küresel güç ilişkileri üzerinden de okumak gerekmektedir.

ABD’nin Ortadoğu’daki Önceliği

ABD’nin Ortadoğu politikasında İsrail’in güvenliği uzun yıllardır temel başlıklardan biri olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Bunun yanında enerji kaynakları, deniz yollarının güvenliği, İran’ın bölgesel etkisi, terörle mücadele ve ABD’nin bölgedeki askeri-stratejik varlığı da Washington’un politikalarında belirleyici olmuştur.

ABD’nin ve İsrail’in bölgesel gelişmeler üzerindeki etkisini hafife almak Ortadoğu’da uygulanan politikaları okuyamamaktır. Zira bölge siyasi tarihi doğru okunduğunda da görüleceği üzere, Ortadoğu’da uygulanan her yeni siyasi projenin, girişimin veya dönüşümün arkasında ABD ve İsrail’in bulunduğu açık seçik ortadadır… 

Bu manada, pazarlık yok diyerek başlayan ve bugün İmralı’dan onay alınan “Terörsüz Türkiye” sürecinin düzenlemeleri kamuoyunun malumudur. Bu bağlamda bugün Ortadoğu’da politika oluşturulurken yapılması gereken olayları sloganlarla değil, çıkar ilişkileri ve güç dengeleri üzerinden okumak gerekmektedir.

Türkiye’yi Bekleyen Soru

Tam da bu noktada Türkiye açısından önemli bir soru ortaya çıkıyor:

Ortadoğu’da yaşanan yeni siyasi gelişmelerin Türkiye’ye yansımaları hangi güç merkezlerinin bölgesel hesaplarıyla örtüşüyor?

 “Büyük Ortadoğu Projesi” uygulama süreci devam ederken, Türkiye modeli diye pazarlanan “Terörsüz Türkiye” sürecinin yalnızca Türkiye’nin iç dinamikleriyle açıklanamayacağı ortadadır.

 Zira, yine bu köşede “Terörsüz Türkiye Konusunda Nereye Geldik?” başlıklı yazımızda, CİA yetkilisi G. FULLER ve H.BARKLEY’in 1999 yılında yayımlanan “Türkiye’nin Kürt Meselesi” isimli kitaba atıfla kitapta yazılanların, “Terörsüz Türkiye” sürecinin adeta senaryosu olduğunu belirtmiştik. 

Türkiye’nin terör sorununu çözme iradesi elbette kendi milli çıkarları açısından değerlendirilmelidir. Fakat bu sürecin Ortadoğu’daki daha geniş jeopolitik gelişmelerle kesişen yönleri vardır ve bunlar ıskalanmamalıdır.

Çünkü Ortadoğu’da hiçbir gelişme boşlukta gerçekleşmiyor. Petrolün, güvenliğin, İsrail’in, İran’ın, Arap ülkelerinin, Türkiye’nin ve küresel güçlerin çıkarları aynı denklem içerisinde birbirleriyle kesişiyor.

Sonuç ve Değerlendirme

Kral Faysal’ın hayat hikâyesi, Ortadoğu’da güç sahibi olmakla küresel güçlerle mücadele etmek arasındaki hassas dengeyi hatırlatıyor.

Bugün yapılması gereken, Faysal’ın akıbetiyle birlikte, onun döneminden bugüne uzanan güç ilişkilerini dikkatle incelemek ve değerlendirmektir.

ABD’nin Ortadoğu politikasını doğru okumadan, İsrail’in bölgesel hesaplarını değerlendirmeden ve küresel güçlerin enerji, güvenlik ve jeopolitik çıkarlarını hesaba katmadan Ortadoğu’daki gelişmeleri anlamak mümkün değildir.

Velhasıl…

Ortadoğu’da görünenin arkasındaki güç dengelerini okuyamayanlar, çoğu zaman tarihin kendilerine verdiği cevapları da yanlış yorumlar.

Bu da böyle biline…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —